Türkiye ekonomisinde dış borç cephesinden gelen son rakamlar, toplam borç miktarından fazlaca vade yapısını tekrardan gündeme taşıdı. Dış borç stokunun ulusal gelire oranının yüzde 32,4 seviyesinde olması geçmiş dönemlere bakılırsa daha kontrollü bir tabloya işaret ederken, önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak yükümlülüklerin 248 milyar dolara erişmesi dikkat çekiyor. Bankalar ve firmalar vadesi gelen borçlarının mühim kısmını yeni kredilerle çevirirken, ticari krediler ve mevduatlar da kısa vadeli dış borç hesabının içinde içeriyor.
248 MİLYAR DOLARLIK TAKVİM
Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde çevirmesi ihtiyaç duyulan dış yükümlülük ortalama çeyrek trilyon dolara ulaşmış durumda. Buna karşılık Merkez Bankası ve bankaların toplam biriki niteliğindeki varlıkları 209 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Sadece analistlere bakılırsa iki rakamı birbirinden çıkararak Türkiye’nin ortalama 39 milyar dolarlık bir döviz açığı bulunmuş olduğu sonucuna varmak ise yanıltıcı. Rezervlerin tamamı dış borç ödemelerinde kullanılmadığı şeklinde 248 milyar dolarlık borcun tamamının da rezervlerden karşılanması gerekmiyor. Uzmanlara bakılırsa, dengeyi belirleyen ana unsur Türkiye’nin dışarıdan borç bulmayı sürdürüp sürdüremeyeceği.
Küresel piyasalarda faizlerin yüksek seyri ve enerji maliyetlerindeki ihtimaller içinde artış, Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacını daha da mühim hale getiriyor. Önümüzdeki dönemde belirleyici başlık, finansmana erişimin devam edip etmeyeceği ve bunun hangi maliyetle sağlanacağı olacak. Fotoğraflar: AA
FAİZ FATURASI ÖNEMLİ
Dış borç tarafında ise önümüzdeki devrin temel problemlerinden biri de borcun miktarından fazlaca hangi faizle çevrileceği olacak. Türkiye’nin dış finansmana erişiminin pahalanması durumunda bankaların ve gerçek sektör şirketlerinin kaynak maliyetleri yükselirken, bunun kredi faizlerine ve yatırım iştahına kadar uzanan tesirleri ortaya çıkabileceği vurgulanıyor. Küresel faizlerin yüksek kalması da Türkiye şeklinde dış finansmana tertipli gerekseme duyan ekonomilerin önündeki hareket alanını daraltıyor. Kur hareketleri ise bir başka duyarlı başlık. Doların yükselmesi Türkiye’nin dolar cinsinden dış borcunu direkt artırmasa da döviz geliri olmayan şirketlerin TL cinsinden borç yükünü büyütüyor.
REZERV TAMPONU
Türkiye açısından önceki yıllara bakılırsa en mühim fark ise biriki tarafındaki toparlanma. Merkez Bankası rezervlerinin yükselmesi ihtimaller içinde dış şoklara karşı daha kuvvetli bir tampon oluşturuyor. Cari açığın seyri, enerji ithalatının maliyeti, yabancı ana para girişleri ve dış borç çevirme oranları aynı tablonun öteki parçaları olarak öne çıkıyor. Iktisat Uzmanı-İktisatçı Barlas Yurtsever ise kış süreci için bilhassa petrol ve organik gaz fiyatlarında yaşanacak yükselişe dikkat çekerken, “Enerji faturası büyüdükçe Türkiye’nin döviz ihtiyacı artarken, dış borç çevriminin üstüne cari açığın finansmanı da ekleniyor. Küresel piyasalardaki cenk riskinin enerji tutarları ve finansman maliyetlerini aynı anda çoğaltması bu yüzden Türkiye açısından çift yönlü baskı oluşturabilir” diyor.
ASIL SORUN ÖDEME TAKVİMİ
Son rakamlar dış borcun ulusal gelire oranında alarm veren bir görünümden fazlaca, yüksek dış finansman ihtiyacının devam ettiğini gösterdiğini de belirten Yurtsever, “Türkiye açısından tehlikeli sonuç eşik 552 milyar dolarlık toplam borçtan ziyade, önümüzdeki 12 aya yığılan 248 milyar dolarlık ödeme takvimi. Dış kaynak kanallarındaki sert bir daralma aynı tabloyu fazlaca daha kırılgan hale getirebilir” bilgisini veriyor.
