ABD’de 3 Kasım’da meydana gelen ara seçimler, yalnızca Amerikan iç siyasetinde değil, Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada da yeni bir devrin kapısını araladı. Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluklarını kaybederken Demokratlar, Trump yönetiminin politikalarını denetleyebilecek mühim bir güç elde etti. Reuters ve Associated Press’in seçim sonrası analizlerine gore seçmenlerin bilhassa yaşam pahalılığına, İran savaşına ve yönetimin uygulamalarına yönelik tepkileri sonuçlarda belirleyici oldu. Seçimlerin arkasından Washington’da en fazla tartışılan konulardan biri ise Trump’ın dış politikada bugüne dek kullandığı geniş hareket alanının ne seviyede sınırlandırılabileceği. Türkiye açısından son gelişme, bilhassa İsrail’in bölgesel stratejisi ve ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı sebebiyle ehemmiyet taşıyor. Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, Kıbrıs meselesi, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve İran’daki istikrarsızlığın sınır güvenliğine tesirleri şeklinde temel hassasiyetleri bulunuyor.
Gazze’deki yıkımın boyutu, ABD’nin İsrail’e yönelik askeri desteğini tekrardan münakaşaya açtı.
HESAPLAR DEĞİŞİYOR
Seçim neticeleri, Trump yönetimiyle yakın ilişkiler kuran İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu üstündeki siyasal baskının artabileceğine işaret ediyor. Reuters’ın değerlendirmesine gore Demokratların Kurultay’de kontrolü ele geçirmesiyle beraber İsrail’in İran, Gazze ve Lübnan’daki askeri faaliyetleri daha sıkı denetlenebilir. İsrail’e meydana getirilen askeri yardımlar, tabanca satışları ve bölgedeki operasyonlara verilen Amerikan desteği de Kurultay’de daha yoğun tartışmalara mevzu olabilir. Sadece Demokrat Parti içinde İsrail’e desteğin sürdürülmesini korumak için çaba sarfeden kesimlerin bulunması ve Trump’ın dış politikadaki geniş yetkileri, Washington’ın bölgesel politikasında köklü bir değişiklik yaşanması ihtimalini sınırlandırıyor.
AKDENİZ DENKLEMİ
Türkiye açısından aslolan sorun, bu değişimin Doğu Akdeniz’e yansıyıp yansımayacağı. İsrail’in Yunanistan ve Cenup Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği enerji, müdafa ve güvenlik ilişkileri Ankara’nın yakından izlediği jeopolitik başlıklar içinde bulunuyor. Amerikan fikir kuruluşu Brookings’in Haziran 2026 tarihindeki analizinde de İsrail-Yunanistan-Kıbrıs yakınlaşmasının Türkiye’nin Akdeniz’deki hareket alanını etkileyen bir unsur haline geldiği vurgulanıyor. Denklemin merkezinde ise Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin yaklaşımı, bilhassa Libya ile 2019 senesinde imzalanan mutabakatın arkasından bölgesel güç mücadelesinin merkezine yerleşti. Ankara, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında kıyı uzunluklarının, coğrafi koşulların ve hakkaniyet ilkesinin dikkate alınması icap ettiğini savunurken Yunanistan ve GKRY değişik hukuki yorumlar ileri sürüyor. Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinin mühim başlıklarından birini ise Türkiye’nin deniz yetki alanları oluşturuyor.
YENİ DİPLOMASİ TRAFİĞİ
Türkiye’nin önündeki temel diplomatik başlıklar içinde Libya ile deniz yetki alanları mutabakatının korunması, Mısır’la ilişkilerin geliştirilmesi, KKTC’nin güvenliğinin sürdürülmesi ve enerji kaynaklarının paylaşımında Ankara’nın dışlanmaması bulunuyor. Trump yönetiminin Kurultay karşısında daha çok siyasal savaşım yürütmek zorunda kalması, Amerikan dış politikasının bazı alanlarında karar alma süreçlerini yavaşlatabileceği vurgulanıyor.
SURİYE’DEKİ BELİRSİZLİK
ABD’deki seçimlerin Türkiye açısından en kırılgan başlıklarından biri de Suriye’deki terör örgütü PKK ve uzantılarının geleceği. Washington Institute’un 31 Ağustos 2026 tarihindeki analizine gore SDG’nin bağımsız askeri yapılanmasının sona erdirildiği açıklanırken ABD’nin Suriye’deki son askeri üssünden çekilmesi de nisan ayında tamamlandı. Sadece terör örgütü SDG bünyesindeki silahlı unsurların Suriye ordusuna tam olarak iştirak etmesi, komuta zincirinin birleştirilmesi ve kuzeydoğudaki mahalli yönetimlerin statüsü mevzusundaki belirsizlikler devam ediyor. Araştırmada, ortalama 50 bin kişilik SDG gücünün yalnızca bir bölümünün merkezi yönetimin askeri ve güvenlik kurumlarına dahil edildiğine dikkat çekiliyor.
Prof. Dr. Köni: “”Trump’ın Kurultay’de çoğunluğu kaybetmesi, Netanyahu yönetimine verilen koşulsuz desteğin daha çok sorgulanmasına yol açabilir. İran savaşının Amerikan ekonomisine getirmiş olduğu maliyet ise Washington üstündeki diplomatik çözüm baskısını artırabilir.”
“DÖRT KRİTİK BAŞLIK”
Internasyonal İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise ABD’deki seçim sonuçlarının, Ortadoğu’daki güç dengelerini de etkileyebilecek yeni bir sürecin başlangıcı olacağını belirtirken, şunları söylüyor: “Demokratların Kurultay’nin iki kanadında çoğunluğu ele geçirmesi, Trump yönetiminin bilhassa İran savaşı, İsrail’e askeri destek ve Suriye politikalarında daha sıkı denetlenmesinin önünü açıyor. Türkiye açısından ise dört eleştiri başlık öne çıkıyor: İsrail’in bölgesel askeri faaliyetleri, İran’daki savaşın geleceği, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin tasfiyesi ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları. Sadece Demokratların güçlenmesi, Türkiye üstündeki Amerikan baskısının otomatikman azalacağı anlamına gelmiyor.”

