İstanbul Heybeliada’da bulunan ve bir zamanlar Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrardan açılmasına ilişkin tartışmalar, internasyonal basında son dönemde yoğunlaşırken, ortaya çıkan çerçevenin “hususi statülü, üniversite benzeri teolojik eğitim kurumu” modeli olduğu belirtiliyor. 1971 senesinde kapatılan okulun tekrardan açılması uzun süredir hem diplomatik hem de hukuki boyutlarıyla gündemde yer alırken, son haberlerde en fazlaca öne çıkan formül, klasik bir dini okuldan ziyade sınırı olan kontenjanlı, internasyonal talebe kabul eden ve bilimsel niteliği olan standartları olan “butik bir yükseköğretim kurumu” kurulması yönünde şekilleniyor.
Bazı diplomatik temaslara bakılırsa okulun 2026 yılı içinde açılması hedefleniyor; sadece modelin nihai çerçevesi hemen hemen netleşmiş değil ve görüşmeler devam ediyor.
TEOLOJİ AĞIRLIKLI
Değerlendirmelere bakılırsa öne çıkan model, teoloji ağırlıklı sadece bilimsel niteliği olan standartlara haiz, sınırı olan kontenjanlı ve internasyonal talebe kabul edebilen “butik üniversite” benzeri bir yapı. Bu yaklaşımda okulun yalnızca din adamı yetiştiren kapalı bir kurum değil, hem de değişik ülkelerden öğrencilerin eğitim alabildiği daha geniş bir bilimsel niteliği olan merkez haline gelmesi hedefleniyor.
PATRİKHANE’NİN KONUMU
Okulun yükseköğretim sistemi içinde yer alıp almayacağı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile iyi mi bir ilişki kuracağı ve müfredatın hangi yasal çerçevede şekilleneceği merak ediliyor. Bu çerçevede kurumun tamamen bağımsız bir yapı mı olacağı yoksa devlet denetimi altında hususi bir statü mü taşıyacağı hemen hemen netleşmiş değil. Fener Rum Patrikhanesi okulun, Ortodoks dünyası için din adamı yetiştiren temel kurum olma niteliğini taşıdığını vurgularken, okulun tekrardan açılması “kurumsal süreklilik” olarak görülüyor.
YÖK’ÜN KONUMU
Patrikhane’nin eğitim sürecinde belirleyici bir rol üstlenmesi beklense de bu rolün yönetimsel mi yoksa danışma durumunda mi olacağı da münakaşa mevzusu. Sadece okulun bilimsel niteliği olan yapısının, Türkiye’deki yükseköğretim sistemiyle uyumlu olması ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) denetimi çerçevesinde etkinlik göstermesi planlanıyor. Hem de Patrikhane’nin eğitim programında belirleyici rol üstlenmesi planlanıyor.
MODEL KESİNLEŞMEDİ
Hem Yunanistan’da hem AB çevrelerinde okulun tekrardan açılması, Türkiye’nin dini özgürlükler ve Avrupa standartlarıyla uyumu açısından mühim bir adım olarak değerlendiriliyor. Bazı yorumlarda ise bu sürecin Türkiye ile Yunanistan arasındaki diplomatik ilişkilerde yumuşama sağlayabilecek bir gelişme olduğu ifade ediliyor. Son haberlerde sürecin 2026 yılına kadar ilerleyebileceği yönünde değerlendirmeler yer alırken, nihai modelin hemen hemen kesinleşmediği ve görüşmelerin devam etmiş olduğu belirtiliyor. Yunan basınında yer verilen bilgilere bakılırsa ortaya çıkan genel tablo, okulun ne tamamen bağımsız bir dini kurum ne de klasik anlamda devlet üniversitesi olacağı yönünde. İki yapının içinde konumlanan hibrit bir modelin en kuvvetli olasılık olarak öne çıkmış olduğu belirtiliyor.
Okul, klasik anlamda bir ruhban okulu değil, teoloji ağırlıklı hususi statülü yükseköğretim kurumu olacak.
FARKLI BÖLÜMLER DE OLABİLİR
Bazı haberlerde ek olarak okulun açılması halinde yalnızca teoloji eğitimi değil, felsefe, tarih ve karşılaştırmalı dinler benzer biçimde alanları da içeren daha geniş bir bilimsel niteliği olan programın gündeme gelebileceği ifade ediliyor. Değerlendirmelere bakılırsa bu yaklaşım, kurumun bir tek ruhban yetiştiren bir yapıdan çıkıp internasyonal tanrı bilim ve beşeri bilimler merkezine dönüşmesi ihtimalini de münakaşaya açıyor.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
