Türkiye’de nafaka tartışması, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin son kararıyla tekrardan gündemde. İstanbul’daki bir boşanma davasında, emekli olan ve tertipli geliri bulunan kadının eski eşiyle gelirinin birbirine yakın olduğu açıklandı. Mahalli mahkemenin verdiği yoksulluk nafakası sonucu istinaf tarafınca onanırken dosyayı inceleyen Yargıtay, kadının ekonomik durumunu dikkate alarak nafaka koşullarının oluşmadığı sonucuna vardı ve sonucu bu yönden bozdu. Sadece bugünkü nafakanın hikâyesi bu kararla başlamadı. Hatta “nafaka” kelimesinin kendisi Cumhuriyet dönemine ilişkin bile değil.
ARAPÇA ‘İNFAK’ KÖKÜNDEN
“Nafaka” Arapça infâk kökünden geliyor ve genel anlamıyla harcama, geçindirme, ihtiyaçların karşılanması anlamını taşıyor. İslam hukukunda nafaka, yalnızca boşanma sonrasında ödenen bir para olarak değil, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel gereksinimlerini karşılaması şeklinde fazlaca daha geniş bir hukukî kavram olarak gelişti. Evlilik devam etmiş olduğu sürece kadının yiyecek, içecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması kocanın yükümlülüğü kabul ediliyordu. Evlilik sona erdiğinde ise bazı durumlarda iddet süresince nafaka söz mevzusu olabiliyordu. Bunun yanında çocuklar, anne-baba ve belirli şartlardaki öteki yakınlar için de nafaka yükümlülükleri bulunuyordu. Dolayısıyla bugünkü “boşanma nafakası” terimi, tarih süresince kullanılan nafaka teriminin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.
Bugün kamuoyunda sıkça kullanılan “müddetsiz nafaka” terimi, Cumhuriyet’in ilk Çağdaş Kanunu’nda mevcut değildi.
İLK NAFAKAYI KİM ÖDEDİ?
Tarihte “ilk nafakayı şu şahıs ödedi” denilebilecek bir kayıt bulunmuyor. Bu sebeple nafaka tek bir hukuk sistemi tarafınca buluş edilmiş bir kurum değil. Aile içinde ekonomik bakım yükümlülüğü, yazılı hukuklardan fazlaca daha eski bir toplumsal uygulama. Eski Mezopotamya’da evlilik, çeyiz ve boşanma halinde malvarlığının ne olacağına ilişkin düzenlemeler bulunuyordu. Hammurabi Kanunları’nda da evlilik bozulduğunda kadının bazı durumlarda çeyizini korumasına ilişkin hükümler vardı.
ROMA HUKUKUNDA DA VAR
Roma hukukunda ise aile, evlilik, çeyiz ve miras detaylı şekilde düzenlenmiş olsa da çağdaş anlamdaki boşanma nafakasının bugünkü karşılığıyla aynı yapıda olmadığı görülüyor. Roma hukukunda evlatların bakımı ve eşler arasındaki boşanma sonrası ekonomik destek, çağdaş hukuk sistemlerindeki kadar merkezi bir kurum değildi. Aslolan mühim dönüm noktalarından biri, İslam hukukunda nafakanın detaylı bir hukuk kurumu haline gelmesiydi.
SOFRADAN EV KİRASINA
Osmanlı hukukunda nafaka esas olarak İslam hukukunun kuralları çerçevesinde uygulanıyordu. Kocanın eşinin geçimini sağlaması; yiyecek, giyecek ve konut gereksinimlerini karşılaması hukukî bir yükümlülük olarak kabul ediliyordu. Bu yükümlülük, kocanın varlıklı yada fukara olması şeklinde ekonomik durumlarla bağlantılı şekilde değerlendiriliyordu. Kadının evlilik esnasında geçiminin sağlanması, boşanma sonrasında belirli şartlarda iddet süresindeki gereksinimleri ve evlatların bakımı şeklinde değişik nafaka türleri bulunuyordu.
SAVAŞLAR NAFAKA HUKUKUNU DEĞİŞTİRDİ
Osmanlı’nın son döneminde sorun daha da karmaşık hale geldi. Peş peşe gelen savaşlar, bilhassa eşleri cepheye gidip geri dönmeyen hanımefendileri ekonomik ve hukukî bir belirsizliğin içine soktu. Kocası kaybolan fakat öldüğü kati olarak bilinmeyen hanım, mevcut hukuk düzeni sebebiyle uzun süre evliliğini sona erdiremeyebiliyordu. 1916’da çıkarılan bir düzenlemeyle, kocası altı ay yada daha uzun süre kaybolan ve nafaka bırakmayan hanımefendilere belirli şartlarla ayrım, şu demek oluyor ki evliliğin sona erdirilmesini isteme imkânı tanındı.
CUMHURİYET NAFAKAYI YENİDEN TANIMLADI
Cumhuriyet periyodunun aslolan büyük kırılması 1926’da geldi. Türk Çağdaş Kanunu’nun kabulüyle beraber aile hukuku, İsviçre Çağdaş Kanunu esas alınarak tekrardan düzenlendi. Artık nafaka, İslam hukukundaki geleneksel aile yapısından değişik bir uygar hukuk sistemi içinde ele alınıyordu. Fakat 1926’daki düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bugün münakaşanın merkezinde bulunan süre meselesiydi. Eski Türk Çağdaş Kanunu’nun 144. maddesine gore boşanma sebebiyle büyük bir yoksulluğa düşecek eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının ödeme süresi bir yıl ile sınırlıydı.
