Almanya Federal Meclisi’nde düzenlenen görüşmede aşırı sağın izin sürüldü. Görüşmede Nasyonal Toplumcu Yeraltı (NSU) terör örgütünün cinayetleri üstünden yalnızca saldırıların iyi mi gerçekleştirildiği değil, devlet kurumlarının aşırı sağ çevrelerle ilişkileri de tekrardan gündeme geldi. NSU’nun senelerce göçmenleri hedef alan cinayetler işlemesine karşın güvenlik birimlerinin örgütü ortaya çıkaramaması, oldukca sayıda muhbirin aşırı sağ yapılar içinde etkinlik göstermesi ve bazı haber alma görevlilerinin cinayetlerle ilgili eleştiri noktalarda bulunması, Almanya’daki “devletin görevi” tartışmasının temelini oluşturuyor.
HEDEFTE TÜRKLER VARDI
NSU’nun 2000-2007 yılları aralığında gerçekleştirdiği cinayetlerin büyük kısmı göçmen kökenli erkeklere yönelikti. Örgütün işlediği 10 cinayette sekiz Türk kökenli, bir Yunanistan kökenli adam ile bir Alman hanım polis öldürüldü. Göçmenlere yönelik cinayetlerin dokuzunda kurbanlar, işyerlerinde çalışan ya da ufak işletme sahibi kişilerdi. İlk kurban 2000 senesinde Nürnberg’de öldürülen Türk kökenli çiçekçi Enver Şimşek oldu. Arkasından Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Theodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat öldürüldü. NSU’nun son kurbanı ise 2007 senesinde Heilbronn’da öldürülen polis memuru Michèle Kiesewetter oldu.
Thüringen Parlamentosu’ndaki soruşturmanın kapsamına güvenlik ve yargı makamlarının, istihbaratla çalışan kişiler ve aşırı sağ yapılar arasındaki ilişkiler dahil edildi.
NSU NASIL ORTAYA ÇIKTI?
NSU’nun varlığı sadece 2011 senesinde, örgütün iki üyesi Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’un Eisenach’ta bir banka soygununun arkasından ölü bulunmasıyla ortaya çıktı. Ondan sonra Beate Zschäpe’nin polise teslim olması ve örgüte ilişik materyallerin ele geçirilmesiyle senelerdir çözülemeyen cinayetlerin NSU tarafınca gerçekleştirildiği anlaşıldı. Sadece örgütün ortaya çıkmasından sonrasında soruşturmanın mühim bir kısmı, yalnızca üç kişilik bir hücreden mi söz edilmiş olduğu sorusuna değil, bu yapının arkasındaki destek ve bağlantılara yöneldi.
GİZLİ SERVİS MUHBİRLERİ
Münakaşanın en mühim başlıklarından biri, Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (Verfassungsschutz) aşırı sağ örgütler içindeki muhbir ağı oldu. Thüringen’de NSU’nun ortaya çıkmış olduğu çevrenin mühim unsurlarından önde gelen Thüringer Heimatschutz (THS) içindeki oldukca sayıda kişinin haber alma birimleriyle bağlantılı olduğu parlamenter araştırmalarda gündeme geldi.
KASSEL CİNAYETİNDEKİ İSTİHBARATÇI
Devlet bağlantısı tartışmasının en dikkat çekici örneklerinden biri Halit Yozgat cinayeti oldu. 21 yaşındaki Yozgat, 6 Nisan 2006’da Kassel’deki web kafesinde öldürüldü. Katliam esnasında vaka yerinde bulunan kişilerden biri Andreas Temme’ydi. Temme, Hessen Anayasayı Koruma Teşkilatında çalışan ve aşırı sağ çevredeki bir muhbirden görevli haber alma görevlisiydi. Temme, cinayeti fark etmediğini ve vaka yerine tesadüfen geldiğini savundu. Sadece cinayetten ilkin ve derhal sonrasında görüştüğü muhbir Benjamin Gärtner’in aşırı sağ çevrelerle ilişkileri ve Temme’nin katliam günü vaka yerinde bulunması, Federal Meclis soruşturmalarında detaylı şekilde incelendi.
“DEVLET CİNAYETLERE ORTAK MIYDI?”
Parlamenter soruşturmalar devlet kurumlarının NSU cinayetlerini gerçekleştirdiğini ortaya koymuş değil. Sadece güvenlik birimlerinin aşırı sağ çevrelerdeki yoğun muhbir ağı, bazı haber alma görevlilerinin NSU çevresine yakın isimlerle ilişkileri ve soruşturma esnasında bazı bilgilerin gizli saklı tutulması, “devlet ne biliyordu?” sorusunun senelerdir canlı kalmasına niçin oldu. Federal Meclis soruşturmalarında da NSU dosyasının tamamen aydınlatılmadığı, bilhassa haber alma servislerinin muhbirleri ve örgütün destek çevresine ilişkin bazı noktaların açıklığa kavuşmadığı vurgulandı.
