“Bir insanoğlunun ulaşabileceği en yüksek düzey kendi inanç ve düşüncelerinin bilincine varmak, kendi kendini tanımaktır.”
Goethe
Farkındalık, bir canlının çevresinde gelişen vakaları bilme, idrak etme ve duyumsama becerisidir. “Bir şeyin bilincinde olma” anlamına gelmektedir.
Farkındalık “Şu anda ne yaşıyorum” sorusunu yanıtlamak için, kendi düşüncelerini, duygularını ve bedenini gözlemlenmesi yöntemiyle elde edilmiş zihinsel bir durum olarak tanım edilebilir.
Farkındalıkta dikkat yargısız bir halde kendine odaklanmaktadır. Fikir, duygu ve bedensel duyumlar yargılanmadan ve anlık yaşantının olağan ve geçici parçaları olarak izlenmektedir.
Öz farkındalık, düşünme ve iç gözlem yöntemiyle kendinizi net ve nesnel olarak görme kabiliyetidir. Kişinin kendisi hakkında tam bir tarafsızlık elde etmesi mümkün olmasa da (bu, felsefe zamanı süresince öfkelenmeye devam eden bir münakaşa), kesinlikle öz farkındalığın dereceleri vardır. Her insanın öz farkındalığın ne olduğu mevzusunda temel bir fikri olmasına karşın, tam olarak nereden geldiğini, öncüllerinin ne işe yaradığını yada niçin bazılarımızın öbürlerinden daha çok yada daha azına haiz şeklinde göründüğünü bilmiyoruz.
Farkındalık; yargısız bir halde şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla, dikkatinizi toplayabilmektir.
Farkındalık öğrenilebilen bir beceridir. Farkındalık etrafımızdaki olanlara ve günlük vakalara, geçmişte edindiğimiz deneyimlerimiz, fikir ve inançlarımızın yaşantımızı bulanıklaştırmadan bakabilme yetisidir.
Farkındalık, terapide kendi duygu ve düşüncelerine karşı içgörü kazanmayı, dikkatin negatif ve takıntılı şekilde kendine odaklandığı düşünme biçimlerinden uzaklaşmayı elde eden bir beceri olarak değerlendirilmektedir.
Farkındalığı en iyi özetleyen bir şiiri paylaşmak isterim.
…
“Eğer, tekrardan başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha fazlaca hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Oldukca azca şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik mesele bile olmazdı asla.
Daha fazlaca riske girerdim.
Gezi ederdim daha çok.
Daha fazlaca güneş doğuşu izler,
Daha fazlaca dağa tırmanır, daha fazlaca nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir fazlaca yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha azca bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu düşsel olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
Tekrardan başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Bilincinde mısınız bilmiyorum.
Yaşam budur aslına bakarsanız.
Anlamış olur, yalnız anlamış olur.
Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Tekrardan başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer tekrardan başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve güz bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Fakat işte 85’indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum… ” (Jorge Luis Borges)
