Erdoğan, her iki tarafın da görüşme masasında bulunmasının mühim bulunduğunu belirterek, iki ülke arasındaki krizin çözümü için diyalog çağrısında bulunmuş oldu. Başkan, öteki sıcak konuların yanı sıra İran-ABD gerilimlerinin de tartışıldığı Suudi Arabistan ve Mısır’a yapmış olduğu resmi ziyaretten eve dönerken gazetecilerin sorularını yanıtlıyordu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Türkiye’nin doğu komşusunda haftalardır devam eden ölümcül protestoların peşinden İran’ı vurmakla tehdit etmesi sonrasında Türkiye, İran ile ABD arasındaki direkt görüşmelerin potansiyel mekanlarından biri olarak seçildi. İran Çarşamba günü, müzakerelerin format ve yer mevzusundaki anlaşmazlıklar sebebiyle çökebileceği yönündeki söylentiler üstüne görüşmelerin Cuma günü Umman’ın Muscat kentinde yapılacağını doğruladı. Üstelik Trump Çarşamba günü İran’a yönelik tehditlerini yineledi ve İran’ın dini liderini “fazlaca endişelenmesi” gerektiği mevzusunda uyardı.
Medya kuruluşları daha ilkin İran’ın balistik roket programlarının ABD ile ihtimaller içinde müzakerelere dahil edilmesine karşı çıktığını bildirmişti.
İran ve ABD ile yakın bağlarını sürdüren Ankara, son birkaç haftadır gerilimin giderek artması sebebiyle diyaloğu korumak için çaba sarfediyor. Erdoğan, kriz esnasında hem Trump hem de İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian ile telefon diplomasisi yürütürken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi de Ocak ayında İstanbul’da Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile görüşmüştü.
Erdoğan, “ABD ile İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya ve kaosa sürüklememesi için elimizden geleni yapıyoruz. Ikimiz de varız. İran’a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu açıkça ifade ettik. Tarafların diplomasiye yer açtığını görüyorum, bu pozitif bir gelişme. Çatışmalar sorunların çözümü değil, uzlaşı zemini bulmaları gerekiyor. Bu devam eden bir süreç ve çökmedi. Hala diyalog ve diplomasiye yer var.”
“Beklenen müzakerelerin başarıya ulaşmış olması halinde liderler içinde da görüşmelerin olması gerektiğine inanıyorum. Askeri gerilimin yüksek olduğu bir dönemde, her iki tarafın da müzakerelerde yer alması önemlidir.” dedi.
Erdoğan, “Görüşme zeminini güçlendirmek için liderlik diplomasimizi ve diplomasimizi başka düzeylerde de yürüteceğiz. Bu zeminler genişler mi, başka ülkeler de sürece katılır mı, bekleyip göreceğiz.” dedi.
Kriter Dergisi Genel Gösterim Yönetmeni ve Türk fikir kuruluşu Politika Vakfı araştırmacısı Mustafa Caner, “Türkiye’nin en mühim pozitif yanları taraflarla süratli ve netice odaklı kontakt kurabilmesidir. Türkiye genel olarak daha dengeli bir duruş sergiliyor ve taraflarla ilkeli bir halde ilişki kuruyor. Şu anda arabuluculuk için en uygun aday olarak öne çıkıyor. Türkiye şu anda hem Donald Trump yönetimiyle hem de yüzyıllardır komşu olduğumuz İran’la iyi ilişkiler içinde” dedi. Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar (SETA), Daily Sabah’a şunları söylemiş oldu:
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin, ABD yanlısı görünen yaklaşımdan uzaklaşarak Türkiye’nin İran politikalarına daha çok uyum sağlayıp sağlamadığı sorusu üstüne Erdoğan, Suudi Arabistan şeklinde ülkelerin bölgede barışın hakim olmasından yana bulunduğunu söylemiş oldu.
“Yeni bir harp istemiyoruz, devamlı söyledim. Suudi Arabistan da her türlü çatışmadan etkilenir. Bu konudaki hassasiyetimiz aynıdır. Tam bir sulh ve istikrar bölgemiz için büyük bir kazançtır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir bölge büyük bir kayıptır. Çoğumuz için en makul tercih barıştan yana olmaktır. Bölge ülkelerinin seneler devam eden çatışmalardan sonrasında bu konulardaki duruşumuzu net bir halde gördüklerini ve duruşumuzu desteklediğini düşünüyorum. Artık yangınları söndürmenin, kargaşa çemberinden kurtulmanın zamanıdır. Ortak akıl bizi birleştirmeli. Mevzuyu askeri açıdan ele almanın, ateşi körüklemenin hiç kimseye faydası yok. Biz barışı konuşmak, iş birliğini çoğaltmak istiyoruz. Problemler devamlı ortaya çıkar, anlaşmazlıklar internasyonal ilişkilerin bir parçasıdır fakat barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız.”
Gazze’deki duruma da değinen Erdoğan, Filistin topraklarında sulh ve istikrarın sağlanmasında ve “Gazze Sulh Planı’nın doğru şekilde uygulanmasında” Türkiye’nin etkin rolünün altını çizdi. Ek olarak internasyonal topluma ateşkese uyması için İsrail’e baskı uygulamaya çağrıda bulunmuş oldu.
Suriye mevzusunda Erdoğan, Ankara’nın kuvvetli, entegre bir Suriye’yi desteklediğini ve “Arap, Kürt, Türkmen yada Nusayri olsun tüm Suriyelileri kucakladığını” söylemiş oldu.
