Haberci olmaya iyi mi karar verdiniz?
Aslına bakarsak asla aklımda yoktu haberci olmak. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe Kısmı’nde okuyordum. İkinci sınıfta okulu bırakmaya karar verdim. Peşinden Polatlı’ya ailemin yanına döndüm. Sadece evde oturamazdım; bir şeylerle uğraşmalıydım. Bir aile dostumuzun yardımıyla 1995 senesinde Polatlı Televizyonu’nda çalışmaya başladım. Aslına bakarsak oradaki ilk görevim esnaftan ve STK’lardan tv için reklam toplamaktı. Sadece mahalli kanallarda sirkülasyon oldukca fazla oluyor. O sirkülasyon süreçlerinden birinde kendimi kameranın karşısında buldum. Yapı itibarıyla birazcık çekingen olduğum için aslen o kadar da istekli değildim fakat geri dönüş yoktu. Peşinden bu işi yapacaksam, eğitimini almalıyım diye düşündüm. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Beyazperde-Tv bölümünde okudum.Öğrenimim esnasında da yarı zamanlı emek harcamayı sürdürdüm. Kısaca benim için 30 yılı geride bırakan bu hikâye 1995 yılı ekim ayında ufak bir apartman dairesinde başladı.
Çatışma bölgelerinde vazife yapmak size habercilik hakkında ne öğretti?
Azla yetinmeyi öğreniyorsunuz. Çatışma bölgelerinde habercilik koşulları itibarıyla zor. En basiti cebinizde paranız olsa bile yiyecek bulamayabilirsiniz. Ya da benzin bulmak mucizelere kalabilir. 2014’te DEAŞ’ın Musul’u işgali sebebiyle ülkede benzin bulmak zorlaşmıştı. Duhok’tan Telafer – Sincar hattına geçmemiz gerekiyordu fakat kafi benzinimiz yoktu. Benzin istasyonlarını yoklaya yoklaya Zaho’ya kadar gittik. Ne yapacağımızı bilemezken, istasyonlardan birinin sahibinin Türk bulunduğunu öğrendik. Gidip yardım istedik. Depoyu doldurup üzerine birazcık da yedek benzin alarak yola çıktık. Benzer zorlukları Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ilk aylarında da yaşadık. İşgal başladığında Mariupol’deydik. Kuzeyden kuşatılması sebebiyle başkent Kiev’e gitmeye karar verdik. 40 saate yaklaşan otomobil yolculuğu esnasında artık bir yerde enerjimiz tamamen bitti. Durmak ve uyumak zorundaydık. Fakat ülkede cenk varken rastgele bir yerde durup arabanın içinde uyuyamazdık. Sabah üzerimize doğrultulmuş namlularla uyanabilirdik. Mahalli polise gidip durumu anlattık, araçlarımızı park edebileceğimiz bir yer göstermelerini istedik. Bir süre telefonla görüştükten sonrasında onları takip etmemizi istediler. Bizi cenk sebebiyle hazırda bekletilen fakat boş olan bir hastaneye götürdüler. Geceyi hasta yataklarında geçirdik. Sabah erkenden yola çıktık. Aşılması ihtiyaç duyulan zorluklar, ergonomik düşünme ve problem çözme kabiliyetinizi artırıyor. Diyalog kurma becerinizi artırıyor. Çatışma bölgeleri haberciliğin en çıplak hâli. Orada hız kadar doğruluk, görüntü kadar mesuliyet da mühim. Şunu öğretti bana, her gördüğümü değil, teyit edebildiğimi aktarmalıyım. Hem de insan yaşamının ne kadar kırılgan bulunduğunu görürsünüz. Bu da haber dilinizi daha dikkatli, daha ölçülü hale getirir.

Musul operasyonunu yerinde takip ettiniz. Sizi en oldukca etkileyen an neydi?
En etkisi altına alan anlamış olur genel anlamda kameraya minimum yansıyan anlardır. Büyük patlamalardan ziyade sessizlik insanoğlunun aklında kalıyor. İrili ufaklı otomobillere derme çatma yüklenmiş eşyalarla dolu vasıta konvoyunun ucu bucağı yoktu. Musul’dan bölgesel yönetimin kontrolündeki alanlara geçmeye çalışıyorlardı. Evlatların meraklı, bir o denli da korkulu bakışları. Bu insanoğlu nereye gidecek, geceyi nerede geçirecekler diye düşünmüştüm.

Sahada en zor karar anınız neydi?
Sahada en zor karar, “devam mı, geri çekilmek mi” ikilemidir. Kimi zaman bir adım daha atarsınız ve haber çıkar, kimi zaman de o adım gereksiz risk olur. O dengeyi oluşturmak zaman içinde öğreniliyor. Ukrayna’da İrpin civarlarında bir Ukraynalı yanımıza yanaştı. Çelik yeleklerimizdeki Türk bayraklarını görünce birazcık da Bayraktar TB2’nin yarattığı sempatiyle bizimle konuşmaya başladı. İngilizce bilmiyordu, telefondaki bir uygulama üstünden zor bela anlaşırken bizi cephe hattına yaklaştırabileceğini söylemiş oldu. Bir an tereddüt ettim fakat sonrasında merakıma yenik düştüm. Otomobiline bindik. Tenha, terk edilmiş sokaklarda hızla ilerliyorduk. Etrafta yalnız sokak hayvanları vardı. Nereye kadar gideceğimizi düşünürken dumanı tüten vurulmuş bir bina gördüm. Durmasını istedim. Kameramanımız binayı görüntülerken birden düşük irtifada flare atarak ilerleyen cenk uçaklarını gördüm. Neler bulunduğunu anlamaya çalışırken uçaklar üstünde bulunduğumuz sokağı bombaladı. İki duyguyu aynı anda yaşadığım anlardan biriydi. Bir taraftan “Bir sonraki sortide o bombalar bizim üzerimize düşer mi?” diye korkarken, öteki taraftan “Oldukca iyi görüntü yakaladık” diye mutlu oldum. Fakat korku ağır bastı. Yeterince riske girdiğimizi düşünerek oradan çıkmaya karar verdik.

Ankara’daki siyasal muhabirlik ile saha muhabirliği içinde iyi mi farklar var?
Mesleğe ilk başladığım dönemde oldukca kısa bir süre Ankara’da emek verme fırsatı buldum. Ankara’da habercilik denince akla ilk gelen elbet politika. Ankara habercilik anlamında daha kontrollü. Fakat Ankara ya da saha, iki yerde de değişmeyen şey şu, doğru bilgiyi bulup doğru şekilde anlatmak. Yöntem birazcık değişik fakat mesuliyet aynı.
Toplumsal medyanın haberciliği iyi mi değiştirdiğini düşünüyorsunuz?
Hızı artırdı. Fakat öyleki bu şekilde bir hız değil. Düşünün ki, Doğu’da bir yerlerde görüntü çekiyorsunuz, bir telefon bulup haber merkezini aramıştınız, görüntüyü de şehirlerarası çalışan bir otobüse kaset olarak veriyorsunuz. O görüntülerin yayına verilmesi minimum 24 saat. Sonrasında fly-away sistemi çıktı, görüntülerin haber merkezine daha süratli ulaşmasını sağlamış oldu. Peşinden bunların yerini SNG araçları aldı. SNG’lerin yerini de GSM hatları ile çalışan cihazlar aldı. Fakat sonrasında öyleki bir şey oldu ki, tüm bu teknik donanımlar neredeyse bir kenara atıldı. İnternetin hızlanması ve bununla beraber toplumsal medyanın ortaya çıkmasıyla beraber cep telefonları birer haber aparatı oldu. Çek, yayınla. Birkaç saniye ilkin meydana gelen olayın görüntüsü her insanın cebinde. Fakat kirliliği de artırdı. Artık hepimiz içerik üretiyor fakat hepimiz haberci değil. Bundan dolayı kimi zaman “gözümle gördüm” dediğiniz şeyde bile hata yapabiliyorsunuz. Bu yüzden klasik haberciliğin kıymeti bir ihtimal daha da arttı. Teyit, süzme ve doğru ifade… Bunlar hâlâ ustalaşmış habercinin işi.

Haber Muhabiri olmak isteyen gençlere en mühim tavsiyeniz ne olur?
Sabırlı olsunlar. Bu iş derhal öğrenilmez. Sahaya çıkmadan, hata yapmadan, yeniden etmeden gelişmek mümkün değil. Bir de şunu unutmasınlar, habercilik konuşma işi değil, dinleme ve gözlemleme işi. İyi dinleyen, doğru gözlem icra eden doğru suali sorar. Doğru suali soran da haberi bulur.

Yoğun ve riskli bir meslekte motivasyonunuzu iyi mi koruyorsunuz?
Yaptığınız şeyin bir anlamı bulunduğunu bilmek kafi. Doğru bir haberi doğru şekilde verdiğinizde aslına bakarsan motivasyon kendiliğinden geliyor. Onun haricinde disiplin de mühim. Duygularınızı tamamen kapatamazsınız fakat denetim edebilirsiniz. Sahada ayakta kalmanın yolu bu.
