1. Haberler
  2. Kültür-Sanat
  3. Despot öğretmeni, Lamia’dan Saddam Hüseyin’e pasta hazırlamasını ister…

Despot öğretmeni, Lamia’dan Saddam Hüseyin’e pasta hazırlamasını ister…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1990’ların başlangıcında Irak halkı iki ateş içinde kalmıştı: bir yanda her yerde hissedilen ve acımasız Saddam Hüseyin diktatörlüğü, öteki yanda Birleşmiş Milletler tarafınca uygulanan ekonomik yaptırımlar ve peşinden ABD liderliğindeki bir koalisyonun ülkeyi bombalaması.

Cenup Irak’taki bataklıklarda büyükannesiyle beraber yoksulluk içinde yaşayan yetim minik Lamia’ya (muhteşem performansıyla Baneen Ahmad Nayyef), despot öğretmeni, diktatör Saddam’ın doğum günü için bir pasta hazırlama görevini verir. Bu durum karşısında Lamia, büyükannesi ve Hindi adlı horozlarıyla beraber lüzumlu malzemeleri bulmak suretiyle başkente doğru yola çıkar. Bu seyahat, kara gülmece unsurlarını da barındıran, sert bir gelişme ve olgunlaşma sürecine dönüşür.

Hasan Hadi, görüntü yönetmeni Tudor Vladimir Panduru’nun katkısıyla büyük bir görsel güzelliğe haiz, son aşama etkisi altına alan bir yaratı ortaya koyuyor. Film, devamlı karakterlerinin kişisel deneyimlerinden yola çıkarak, Saddam diktatörlüğünün ve yaptırımlar ile savaşın yol açmış olduğu ekonomik ve toplumsal sıkıntıların basit insanoğlu üstündeki tesirini resmediyor.

Hasan Hadi, Contexto y Accion’a verdiği röportajda filmini şu şekilde söyledi:

Filminiz çocukluğunuzla yakından ilişkili. Niçin başkahraman olarak bilhassa bir kızı seçtiniz?

Hanımefendilerin kuvvetli halde var olduğu bir evde büyüdüm. Babam vardı fakat adam sayısı azdı; bundan dolayı bir çok harpte, tutukluydu ya da ülkeden kaçmıştı. Adam egemen ve ataerkil bir toplumda bir kız çocuğunun kendini ifade etmesi fikri beni hem huzursuz ediyor hem de büyülüyordu. Bu hikâyenin o perspektiften anlatılması icap ettiğini hissediyordum. Şundan dolayı yalnız bizim bölgemizde değil, dünyada da konuşanlar çoğu zaman erkeklerdir. Oysa film, ambargolardan, savaştan ve diktatörlükten en oldukça zarar görenlerin çocuklar ve bayanlar bulunduğunu vurgulamak istiyor. Bu benim direkt yaşadığım bir tecrübe. Eşit işlem görmüyorlar, aynı haklara haiz değiller. İkinci Dünya Savaşı sonrası beyaz perdede da bunu görürsünüz; mesela Rossellini’de.

Ustalaşmış olmayan çocuk oyuncularla çalışmaya iyi mi hazırlandınız?

Ilk olarak karakterlere benzemeleri gerekiyordu. Ek olarak oldukça zekiydiler, bu da işimi kolaylaştırdı. Oyunculuk provalarından ziyade, tanışmaya, hikâyeler paylaşmaya ve itimat ilişkisi kurmaya odaklanan bir imalathane düzenledik. Ustalaşmış olmayan oyuncularla —aslen tüm oyuncularla fakat bilhassa ustalaşmış olmayanlarla— yönetmen onlara uyum sağlar. Bu oldukça kırılgan bir süreçtir. Bazı oyunculuk egzersizleri yaptık fakat gerçek anlamda prova yapmadık; bundan dolayı doğallığı korumak istiyordum. Öte taraftan, bir film setinde neler bulunduğunu da anlamaları gerekiyordu. Mesela “motor” ya da “kes” benzer biçimde teknik terimleri açıkladık. Bir sahnenin yine edilmesinin, onların hata yapmış olduğu anlamına gelmediğini kavramalarını istedim. Beklenmedik bir şey olduğunda devam etmek ve duruma tepki vermek gerekir. Çocuklar genel anlamda hata yaptıklarını düşünürler; bu okuldan gelen bir refleks. Fakat burası bir imtihan değil.

Mesela Hindi’nin bir kâğıdı gagalayarak parçaladığı bir sahne vardı. Bu tamamen tesadüfîydi. Fakat Lamia sahneye devam etti; hayvanın sahneyi mahvettiğini düşünmedi. Fazlaca kırılgan bir süreç bu. Elbet hazırlık için okudum da. Kiarostami’nin bilhassa çocuklarla iyi mi çalıştığını inceledim. Sundance laboratuvarlarında mentorum olan Joan Darling’den de oldukça destek aldım. Fakat bunlar kuram. Aslolan sorun, sette, sakinlik ve incelikle, kendi sorunlarını çözmek zorunda kalman.

Filminiz gerçekçiliği, düşsel bir yaklaşım ve kara mizahla birleştiriyor. Bu, Irak kültürüne özgü bir şey mi?

Edebiyatta evet, fakat beyaz perdede pek değil. Irak dünyanın en eski medeniyetlerinden biri. Gılgamış Destanı’ndan Binbir Gece Masalları’na kadar uzanan efsanelerimiz var. Fakat beyaz perdede bunu oldukça uyguladığımızı söyleyemem. Bana kalırsa İspanyol sineması bunu oldukça daha iyi başardı. Bunu İspanya’da olduğum için söylemiyorum; fakat esrarengiz gerçekçilik, İspanyol sinemasına sansürü aşmak ve İç Cenk ya da diktatörlük benzer biçimde zor mevzularla yüzleşmek için bir vasıta sundu. El espíritu de la colmena bunun mükemmel bir örneği.

1950–1970 içinde Irak sinemasında bir altın çağ vardı

Evet, kesinlikle. Bağdat, Orta Doğu’da beyazperdeye haiz ilk şehirlerden biriydi. Bu pek kim bilir. Irak, o dönemde bölgedeki birçok ülkeden daha gelişmişti. Sadece Saddam iktidara ulaştığında her şey yavaş yavaş yok oldu.

O dönemle bugün yaptığınız beyazperde içinde bir devamlılık var mı?

Maalesef hayır. Birçok Irak filminden geriye yalnız parçalar kaldı; arşivler yok edildi. Hükümet bu tarz şeyleri toparlamaya çalışıyor fakat büyük bir kültürel bellek kaybı yaşandı. Diktatörler sanatı anlamaz. Sanat politik değildir; sanattır. Kimliğimizin ve tarihimizin bir kısmını kaybettik.

Filminizi ne olursa olsun Irak’ta çekmek istemişsiniz. Çekimler nasıldı?

Fazlaca zorlayıcıydı. Kolay bir e-postayla çözülebilecek işler günler, haftalar alıyordu. Ekipman yoktu, ev kiralamak bile zordu. Her şeyi dışarıdan getirmek zorundaydık. Fakat bu hikâyenin DNA’sı Irak’ta. Kokusu, ruhu orada. Bu yüzden zorluklara karşın orada çekmeliydim. Toplumun desteği olmasaydı filmi çekemezdik.

Yetkililerle problem yaşadınız mı?

Evet, ara sıra projeyi durdurmaya çalıştılar. Film fazla politik, mevzular fazla kırılgan bulunuyordu. Bir kamu görevlisi için izin vermek daha çok mesuliyet demek. Bu yüzden bazıları izin vermemeyi tercih etti.

Filmin Irak’taki vizyonu iyi mi geçti?

Sınırı olan oldu fakat oldukça duygusal bir karşılık görmüş oldu. İnsanlar kendilerini, kendi aksanlarını, kendi mekânlarını perdede görmüş oldu. Film Amerikan değil; Iraklı. Bu oldukça önemliydi. Diasporadaki Iraklılardan da pozitif yönde tepkiler aldık.

İspanyol sinemasıyla ilişkiniz?

Carlos Saura, Víctor Erice, Carla Simón… Bilhassa Cría cuervos ve El espíritu de la colmena beni oldukça etkiledi. Ana Torrent’in bakışı Lamia’yı ararken esin oldu. Ne yazık ki İspanyol sineması Orta Doğu’da yeterince dağıtılmıyor.

Bugün Irak’ta iyi mi filmler izlenebiliyor?

Yazar sineması gösteren salonlar yok. Hollywood filmleri ve bazı ticari Mısır yapımları var. Hayalim, Irak’ta bu şekilde filmler gösteren ve yönetmenlerle seyirciyi buluşturan bir salon oluşturmak. Şundan dolayı ben büyürken bu şekilde bir imkânım olmadı.

Despot öğretmeni, Lamia’dan Saddam Hüseyin’e pasta hazırlamasını ister…
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com