Yunanistan, yaz sürecinin arkasından müdafa modernizasyonunda son yılların en kapsamlı adımlarından birini atmaya hazırlanıyor. Hava müdafa sistemlerinden harp uçaklarına, yeni nesil fırkateynlerden insansız sistemlere kadar uzanan geniş tedarik programı, Atina’nın yalnızca mevcut askeri kapasitesini yenileme hedefi taşımadığını gösteriyor. Program bununla birlikte Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki askeri dengeyi ve caydırıcılık mimarisini tekrardan şekillendirme hamlesi olarak değerlendiriliyor. Açık kaynaklardan yansıyan bilgilere nazaran Yunanistan’ın öncelikli projelerinin başlangıcında, İsrail teknolojisine dayanan “Aşil Kalkanı” hava ve roket müdafa sistemi geliyor. Yunan Genelkurmayı, ortalama 3 milyar Euro büyüklüğündeki proje ile Spyder AIO, Barak MX ve David’s Sling sistemlerinden oluşan oldukça katmanlı bir müdafa şemsiyesi kurması planlanıyor. ELM-2084 radarları, komuta-kontrol altyapısı ve Doğu Ege adalarındaki anti-dron sistemlerinin modernizasyonu da aynı mimarinin parçaları içinde bulunuyor.
Müdafa yatırımlarının Türkiye kadar KKTC açısından da ehemmiyet taşıyan yönü ise Yunanistan’ın askeri kapasitesindeki büyümenin Cenup Kıbrıs Rum Yönetimi ile giderek daha çok bütünleşen bölgesel güvenlik politikasıyla beraber ilerlemesi.
11 SAVUNMA YATIRIMI
Atina’nın toplam 4,2 milyar euro tutarındaki 11 ayrı müdafa programını onaylaması ise dönüşümün hava savunmasıyla sınırı olan olmadığını ortaya koyuyor. Üç tane C-390 askeri nakliye uçağı, VICTA hususi harekât botları, Hellfire füzeleri, V-BAT insansız hava sistemleri, mikro uydular, HERON-1 İHA’ları, gece görüş sistemleri ve MEKO sınıfı fırkateynlere yönelik sonar modernizasyonları da program içinde yer ediniyor.
HEDEF HAVA KONTROLÜ
Türkiye açısından dikkat çeken nokta, yeni sistemlerin coğrafi dağılımı ve birbirleriyle oluşturacağı ağ. Adalar Denizi’nin doğusunda anti-dron kapasitesinin güçlendirilmesi, uzun menzilli radarların devreye alınması ve değişik irtifalardaki tehditlere karşı İsrail yapımı hava müdafa sistemlerinin konuşlandırılması, bölgedeki hava sahasının daha yoğun bir sensör ve roket ağıyla izlenmesi anlamına geliyor. Stratejistler ise radar, hava müdafa ve elektronik harp unsurlarının ortak bir komuta-kontrol merkezi altında birleştirilmesi ile Atina’nın erken suç duyurusu ve hedef tespit kabiliyetini mühim seviyede artırabileceğinde hem fikirler.
F-35 KAVGASI BÜYÜYECEK
Öteki taraftan Yunanistan’ın F-16 Block 50 uçaklarını modernize etme hazırlığı ve daha gelişmiş harp uçağı filosuna geçiş planları, müdafa yapılanmasının hava gücü ayağını oluşturuyor. Atina, F-35 programını sürdürürken Türkiye’nin tekrardan programa dahil edilme ihtimalini de yakından takip ediyor. Bu tablo, iki ülke arasındaki hava gücü dengesinin gelecek yıllarda dış siyaset ve güvenlik gündeminin en tehlikeli sonuç başlıklarından biri olacağı şeklinde değerlendiriliyor. Atina’nın deniz kuvvetlerindeki yenilenme programı da Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki askeri dengeler açısından ehemmiyet taşıyor. Yunanistan Deniz Kuvvetleri’nin ikinci FDI sınıfı fırkateyni F-602 Nearchos’u 30 Ekim’de teslim alması, üçüncü vapur Formion’un ise yıl sonundan ilkin envantere iştirak etmesi planlanıyor.
MEKO SAYISINI ARTIRACAKLAR
Analistler, FDI sınıfı fırkateynlerin gelişmiş radar, hava müdafa ve denizaltı müdafa kabiliyetleri ile Yunanistan’ın yalnızca kıyı savunmasını değil, açık denizlerde uzun soluklu vazife yapabilme kapasitesini de güçlendireceğini vurguluyorlar. MEKO sınıfı fırkateynlerin modernizasyonunun tamamlanmasıyla beraber Atina’nın Doğu Akdeniz’de daha geniş bir deniz sahasında gözetleme yapma, deniz trafiğini seyretme ve gerektiğinde daha uzun soluklu askeri varlık gösterme kapasitesini çoğaltması da umut ediliyor.
KKTC AÇISINDAN KRİTİK HAT
Atina’nın gündemindeki Great Sea Interconnector projesi, Yunanistan ile Cenup Kıbrıs içinde yalnızca enerji bağlantısı değil, bununla birlikte Doğu Akdeniz’de yeni bir jeopolitik hat oluşturma girişimi olarak değerlendiriliyor. Nitekim Girit, Çoban ve Kerpe adalarının doğusunda yapılması planlanan deniz tabanı araştırmaları daha ilkin Türk ve Yunan unsurlarını karşı karşıya getiren başlıklardan biri olmuştu.
İSRAİL ETKENİ BÜYÜYOR
Yunanistan’ın yeni müdafa yapılanmasında İsrail’in üstlendiği rol, Türkiye açısından giderek daha tehlikeli sonuç bir güvenlik başlığına dönüşüyor. Aşil Kalkanı kapsamında yapılması beklenen milyarlarca euroluk antak kalma, Atina ile Tel Aviv arasındaki askeri birlikteliğin eğitim ve ortak tatbikat boyutunu aşarak direkt müdafa mimarisine uzanan stratejik bir ortaklığa evrildiğini de gösteriyor. Spyder, Barak MX ve David’s Sling sistemlerinin aynı mimari altında bir araya getirilmesiyle Yunanistan’ın kısa, orta ve uzun menzilli hava tehditlerine karşı oldukça katmanlı bir müdafa ağı kurması hedefleniyor.
Jeostrateji Analisti-Araştırmacı Dr. Ahmet Uslu ise, “Yunanistan’ın silahlanma hamlesinin yalnızca Türkiye’ye karşı tek yönlü bir hazırlık olarak okunması noksan kalır. Atina bununla birlikte Türkiye’nin hızla büyüyen müdafa sanayii, İHA/SİHA kapasitesi, donanma modernizasyonu ve Avrupa ülkeleriyle yeni ortaklıklarına karşı teknolojik farkın açılmasını önlemeye çalışıyor.”
SAVUNMA SANAYİ DE HEDEFTE
Jeostrateji Analisti-Araştırmacı Dr. Ahmet Uslu ise, “Yunanistan’ın daha gelişmiş hava müdafa sistemleri, modernize edilmiş harp uçakları, yeni fırkateynleri ve İsrail ile oluşturduğu teknoloji ortaklığı; Adalar Denizi, Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Ankara’nın karşısındaki askeri denklemi önümüzdeki birkaç yıl içinde daha karmaşık hale getirebilir” diyor.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
