Dalgalı seyreden Türk ekonomisinden yansıyan son veriler, önümüzdeki döneme ilişkin belirsizliği de bununla beraber getiriyor. Bir yanda cari açık tekrardan büyürken, diğer yanda rezervlerde sınırı olan toparlanma dikkat çekiyor. Vatandaşın günlük hayatına direkt yansıyan en çarpıcı gösterge ise paranın alım gücündeki yitik. 2009’da tedavüle giren 200 Türk lirası, aradan geçen 17 yılda yüksek enflasyon karşısında değerinin ortalama yüzde 96’sını yitirdi. O tarihte tek bir 200 liralık banknotla alınabilen ürünler için bugün ortalama 25 tane 200 liralık banknot gerekiyor.
CARİ AÇIKTAKİ ARTIŞ
Ekonomideki kırılganlığın en belirgin başlıklarından biri cari işlemler dengesi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine nazaran cari işlemler hesabı mart ayında 9 milyar 672 milyon dolar açık verdi. Böylece aylık cari açık, Ocak 2023’te görülen 10 milyar doların üstündeki seviyeden sonrasında en yüksek düzeylerden birine çıktı. Ocak-mart dönemindeki toplam cari açık ise 23 milyar 696 milyon dolara ulaştı. Mart ayında mal dengesi 9 milyar 515 milyon dolar açık verirken, ithalatın 31 milyar 209 milyon dolara çıkması dikkat çekti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) yüzde 16 olan 2026 yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 24’e yükseltti.
KIRILGANLIK RİSKİ
Öte taraftan Gömü ve Maliye Bakanlığı’nın güncel iktisat sunumunda, Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için cari işlemler açığının ulusal gelire oranı yüzde 1,3 olarak öngörülüyor. Buna karşılık yıllıklandırılmış cari açık oranının son verilerle yüzde 2’nin üstüne çıkmış olması, hedef patikasından uzaklaşma riskini gündeme taşıyor. Biriki tarafında ise daha pozitif bir görünüm öne çıkmış vaziyette. Piyasa hesaplamalarına nazaran Merkez Bankası, 8 Mayıs haftasında ortalama 1,6 milyar dolarlık döviz alımı yapmış oldu. Aynı dönemde toplam rezervlerin 171,5 milyar dolar seviyesine, swap hariç net rezervlerin ise 39 milyar doların üstüne yükseldiği hesaplandı.
SAVAŞ ETKİSİ SÜRECEK
Sadece dış dengedeki baskı yalnızca cari açıkla sınırı olan değil. Küresel enerji fiyatlarındaki yükseliş de Türkiye şeklinde enerji ithalatçısı ülkeler için maliyeti artırıyor. Brent petrolün varil fiyatı, Orta Doğu’daki gerilimin sürmesiyle 100 doların üstünde kalırken, savaşın enerji arzı üstünde yarattığı tahribat küresel petrol piyasasında ciddi sıkışmaya yol açtı. Bu gelişme, Türkiye’nin enerji ithalat faturası üstünden cari açığı yukarı çeken başlıca risklerden biri olarak görülüyor. Petrol fiyatlarında her yeni yükseliş; akaryakıt maliyetinden ulaştırmaya, üretim maliyetlerinden enflasyon beklentilerine kadar geniş bir alanda baskı oluşturuyor.
İNŞAAT SEKTÖRÜNDEKİ DURUM
İç piyasada maliyet baskısının sürdüğünü gösteren bir öteki veri inşaat sektöründen geldi. İnşaat maliyetleri geçen senenin aynı ayına nazaran yüzde 27,24 arttı. Bina inşaatı maliyet endeksi ise aylık yüzde 1,89, senelik yüzde 26,26 terfi etti. Buna rağmen konut fiyatlarının gerçek olarak gerilemesi, piyasadaki talebin zayıf seyrettiğine işaret olarak yorumlanıyor.
Önümüzdeki dönemde savaşın seyri, petrol fiyatlarının yönü, dış finansman koşulları ve Merkez Bankası’nın biriki birikimini ne seviyede sürdürebileceği, ekonomideki duyarlı dengenin iyi mi şekilleneceğini belirleyecek.
HASSAS DENGEYE DİKKAT
Kredi cephesindeki veriler de iç dinamiklerinde sıkışıklığın devam etmiş olduğu şeklinde yorumlanıyor. Kurumsal İktisat Uzmanı Gülsev Duran ise son tabloya ilişkin şunları söylemiş oldu: “Türkiye ekonomisi bir taraftan rezervlerini güçlendirmeye, kur istikrarını korumaya ve enflasyonu dizginlemeye çalışırken; öteki taraftan büyüyen cari açık, yüksek dış finansman ihtiyacı, enerji fiyatlarındaki küresel şok, krediye erişimdeki sıkılık ve hane halkının eriyen alım gücüyle savaşım ediyor. 200 liranın erimesi ise vatandaşın cebindeki sessiz kaybı konu alıyor.”
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
