Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis’in geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu “ulusal haklarımızdan ve çıkarlarımızdan asla ödün vermeyiz, Yunanistan’ın elinde ulusal çıkarlarını tehlikede görmüş olduğu anda kullanabileceği ciddi bir jeopolitik ana para var, ortaya çıkan durumlara karşı silahlarımız var” sözleri, gözleri bir kez daha Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki Türkiye karşıtı ittifaklara çevirdi. Türkiye’nin deniz yetki alanlarını, kıta sahanlığı yaklaşımını ve Mavi Vatan doktrinini yasal zemine taşıma arayışı Atina’da alarm olarak okunurken, Yunanistan da aynı anda hem Avrupa Birliği’ni hem ABD’yi hem Fransa’yı hem İsrail’i devreye sokan oldukca katmanlı bir dengeleme stratejisi izliyor.
Yaycı: “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’nde ileri sürdüğü tezler, yalnızca siyasal söylemlere değil, internasyonal deniz hukukunun hakkaniyet ilkelerine de dayanıyor.”
YUNANİSTAN KANDIRIYOR
Öte taraftan Yunanistan tarafınca yükselen seslerin merkezinde ise Türkiye’nin “Mavi Vatan” yaklaşımını kanuni zemine taşıma hazırlığı bulunuyor. Ankara açısından bu adım, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını, kıta sahanlığı tezlerini ve denizlerdeki egemenlik haklarını iç hukuk bakımından daha dizgesel hale getirme stratejisi olarak görülüyor. Atina yönetimi ise bu stratejiyi “tek taraflı girişim”, “revizyonist hamle” ve “oldubitti yaratma çabası” olarak vasıflandırıyor. Yunanistan, bir taraftan Türkiye’nin Mavi Vatan haritasını internasyonal hukuka aykırı göstermeye çalışırken, öteki taraftan kendi deniz mekansal planlama haritalarıyla Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de fiili bir çerçeve oluşturmak istediğine bilhassa dikkat çekiliyor.
ADALAR’A YIĞINAK SÜRÜYOR
Mevcut tablonun en kırılgan ayağını ise Ege’deki adaların silahlandırılması oluşturuyor. Sahadaki tabloya bakıldığında da Türkiye kıyılarına oldukca yakın adalarda askeri yoğunlaşmanın arttığı açık kaynaklar yansıyor. Midilli, Sakız, Sisam, Limni, Semadirek, Ahikerya, Rodos, İstanköy, Meis, Leros ve öteki On İki Ada unsurları Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarına yakınlıkları sebebiyle stratejik ehemmiyet taşıyor.
FRANSA’NIN ROLÜ
Fransa ise Türkiye karşıtı denklemin en eleştiri ayağı. Yunanistan, Fransa’dan 24 Rafale harp uçağı alırken, bir taraftan da Belharra sınıfı fırkateynlerle donanmasını güçlendirme yoluna gitti. Dördüncü fırkateyn seçeneği ve Scalp Naval seyir füzeleriyle ilgili süreçler de Atina’nın deniz enerjisini Doğu Akdeniz ölçeğinde artırma hedefi olarak yorumlanıyor. Rafale uçakları, Meteor havadan havaya füzeleri ve gelişmiş elektronik harp kabiliyetleriyle Ege hava sahasında Türkiye’ye karşı üstünlük arayışının parçası olarak değelendiriliyor. Belharra fırkateynleri ise yalnızca deniz platformu değil; hava müdafa, denizaltı müdafa ve uzun menzilli vuruş kabiliyetiyle Doğu Akdeniz’de kuvvet çarpanı anlamına geliyor.
LİBYA HAMLEMİZDEN RAHATSIZ
Uluslarası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise Fransa’nın desteğini yorumlarken, “Paris, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin Libya, enerji, deniz yetki alanları ve müdafa endüstri hamlelerinden rahatsız. Yunanistan ve GKRY üstünden bölgede askeri-siyasi varlığını güçlendirmek, Fransa’ya hem Avrupa Birliği içinde liderlik alanı açıyor hem de Akdeniz jeopolitiğinde Türkiye’ye karşı karşı ağırlık üretme imkanı sağlıyor” diyor.
DEDEAĞAÇ KRİTİK ÖNEMDE
“ABD ayağı ise daha geniş ve daha derin” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Köni, “Washington ile Atina içinde 2021’de yenilenen Karşılıklı Müdafa İşbirliği Anlaşması, ABD’nin Yunanistan’daki askeri varlığını kalıcı ve oldukca noktalı hale getirdi. Souda Körfezi, Larissa, Stefanovikeio ve Dedeağaç bu hattın öne çıkan noktaları. Souda, ABD birliği için Akdeniz’de eleştiri lojistik ve bakım imkanı sunarken, Dedeağaç bilhassa Ukrayna savaşı sonrasında Balkanlar, Karadeniz ve Doğu Avrupa hattına askeri sevkiyat açısından stratejik kıymet kazanmıştır. Yunanistan, ABD varlığını “NATO güvenliği” başlığıyla sunarken, Türkiye açısından bu tablo Batı Trakya’dan Ege’ye uzanan yeni bir baskı hattı anlamına geliyor” diye konuşuyor.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’nde ileri sürdüğü tezler, yalnızca siyasal söylemlere değil, internasyonal deniz hukukunun hakkaniyet ilkelerine de dayanıyor.
TÜRKİYE’NİN EGEMENLİK HAKKI
Müstafi Amiral Cihat Yaycı ise Avrupa Parlamentosu’nda Patriots for Europe (PfE), European Conservatives and Reformists (ECR) ve Europe of Sovereign Nations (ESN) gruplarından bazı milletvekilleri tarafınca Avrupa Komisyonu’na Türkiye hakkında yazılı sual önergesi sunulduğuna dikkat çekerek, şu analizleri gündeme taşıdı: “Önergenin merkezinde Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini ve Avrupa Birliği tarafınca Türkiye’ye sağlanan mali yardımlar bulunuyor. Önergede Türkiye; Yunanistan ve Cenup Kıbrıs Rum Yönetimi’nin egemenlik haklarını ihlal etmekle, ‘revizyonist’ bir deniz politikası izlemekle ve AB üyesi ülkelere tehdit oluşturmakla suçlanıyor. Her şeyden ilkin Mavi Vatan, bazı çevrelerin iddia etmiş olduğu şeklinde yayılmacı yada saldırgan bir öğreti değildir. Mavi Vatan; Türkiye’nin internasyonal hukuktan meydana gelen kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarına ilişkin hak ve menfaatlerinin korunmasını esas alan bir deniz doktrinidir.”
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
