1. Haberler
  2. Yerel
  3. Türkiye için yeni denge, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na

Türkiye için yeni denge, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan içinde imzalanan ortak müdafa anlaşmasının bölgesel güç dengelerine tesiri tartışılırken, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yeni diplomatik ve askeri adımlar da dikkat çekiyor. Bu süreçte Yunanistan, Cenup Kıbrıs Rum Yönetimi ve Ürdün içinde imzalanan 2026 Ortak Fiil Planı kapsamında danışma paylaşımı, ortak tatbikatlar, eğitim faaliyetleri ve İHA/SİHA’lara karşı mücadelede iş birliği sonucu alındı. Yunanistan ve Mısır dışişleri bakanları da Doğu Akdeniz gündemiyle bir araya gelmiş olarak iki ülke arasındaki stratejik ortaklıkta kaydedilen ilerlemeyi teyit etti. Gelişmeler, Mısır’ın Mekke Anlaşması’na ihtimaller içinde katılımının tartışıldığı bir dönemde yaşandı.


Stratejistlere bakılırsa ortak tatbikatlar, hava ve roket müdafa sistemlerinin entegrasyonu, danışma paylaşımı, askeri üslerin kullanımı ve ortak harekat planlarının hazırlanması anlaşmanın gelecekteki niteliğini belirleyecek.

ASKERİ GÜÇ BİRLEŞİYOR

Türkiye, ortalama 481 bin etken askeri, NATO tecrübesi ve son yıllarda hızla büyüyen müdafa endüstri kapasitesiyle üçlü yapının askeri ve teknolojik merkezlerinden biri durumunda. Suudi Arabistan ise ortalama 247 bin etken askeri personelin yanı sıra haiz olduğu mali kaynaklarla dikkat çekiyor. Ortalama 660 bin etken askere haiz Pakistan üçlü oluşumun insan gücü bakımından en büyük askeri kapasitesini oluşturuyor. Pakistan ordusunun envanterinde 2 bin 500’ün üstünde ana muharebe tankı ve 400’den fazla harp uçağı bulunurken, ülkenin nükleer tabanca kapasitesi güvenlik denklemindeki en mühim stratejik unsur olarak öne çıkıyor.

ORTAK SAVUNMA HÜKMÜ

Anlaşmanın en dikkat çekici maddesini, üç ülkeden birine yönelik saldırının tarafların tamamına yönelik hücum kabul edilmesi oluşturuyor. Söz mevzusu yargı, NATO’nun 5’inci maddesindeki kolektif müdafa anlayışına benzer bir siyasal ve askeri taahhüde işaret ediyor. Buna karşılık anlaşmanın hücum halinde hangi askeri mekanizmaları devreye sokacağı hemen hemen bilinmiyor. Öteki ülkelerin otomatikman askeri operasyona katılıp katılmayacağı, hangi kuvvetlerin kullanılacağı, ortak komuta merkezi kurulup kurulmayacağı ve yardımın kapsamının iyi mi belirleneceği anlaşmanın uygulanmasındaki en eleştiri başlıkları oluşturuyor.

İKİNCİ GÜVENLİK HALKASI

Anlaşmanın Türkiye açısından en mühim neticelerinden biri NATO üyeliğinin yanında ikinci bir güvenlik halkasının ortaya çıkması. Ankara bir taraftan NATO’nun kolektif müdafa sistemi içinde kalırken, öteki taraftan Körfez ve Cenup Asya’ya uzanan ayrı bir müdafa mekanizmasının parçası haline geliyor. Stratejik değerlendirmelerde bu durumun Türkiye’nin ABD ve Avrupa karşısındaki diplomatik ve askeri hareket alanını genişletebileceğine dikkat çekiliyor. Bununla beraber Türkiye’nin aynı anda NATO ve değişik bir kolektif müdafa sistemi içinde bulunması ihtimaller içinde krizlerde yeni sorunları da bununla beraber getirebileceğine işaret ediliyor. Pakistan-Hindistan içinde geniş çaplı bir harp yada Suudi Arabistan ile İran içinde direkt askeri çatışma yaşanması halinde Ankara’nın yükümlülüklerinin sınırı ehemmiyet kazanacağının da altı çiziliyor.

HİNDİSTAN YAKINDAN İZLEYECEK

Üçlü anlaşmanın en fazla etkileyebileceği ülkelerden biri Hindistan. Yeni Delhi ile İslamabad içinde Keşmir başta olmak suretiyle uzun süredir devam eden anlaşmazlıklar bulunurken, iki ülkenin de nükleer silahlara haiz olması Cenup Asya’daki askeri dengeyi son aşama kırılgan hale getiriyor. Türkiye’nin Pakistan’la yakın ilişkileri ve Keşmir mevzusunda yapmış olduğu açıklamalar sebebiyle Ankara-Yeni Delhi hattında bazen yaşanmış olan gerilimlerin yeni müdafa anlaşması sonrasında daha da artabileceği değerlendiriliyor. Hindistan’ın buna karşılık İsrail, Yunanistan ve Cenup Kıbrıs Rum Yönetimi ile müdafa ilişkilerini güçlendirmesi ihtimali de stratejik analizlerde öne çıkan senaryolar içinde bulunuyor.

İRAN İÇİN HASSAS DENGE

Anlaşmanın İran açısından iyi mi okunacağı da mühim başlıklardan biri. Türkiye ile İran içinde Suriye, Irak ve Kafkasya başta olmak suretiyle çeşitli bölgelerde rekabet olmasına karşın Ankara, Tahran’la direkt bir askeri cepheleşmeden uzun süredir uzak duruyor. Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabet ise daha değişik bir tablo ortaya koyuyor. Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik roket ve İHA saldırıları, Körfez’deki enerji hatlarının güvenliği ve İran’ın bölgedeki askeri tesiri Riyad açısından başlıca güvenlik sorunları içinde bulunuyor. Ankara açısından en kırılgan senaryo ise üçlü yapının zaman içinde İran karşıtı bir askeri blok görünümü kazanması. Türkiye’nin İran’la enerji, tecim, Irak, Suriye ve Kafkasya üstünden devam eden ilişkileri dikkate alındığında bu şekilde bir gelişmenin Ankara açısından yeni diplomatik sorunlara yol açabileceği belirtiliyor.

Türkiye için yeni denge, Akdeniz'den Hint Okyanusu'na - Resim : 2
Pakistan’ın ortalama 170 nükleer harp başlığına haiz olduğu tahmin ediliyor.

SAVUNMA SANAYİNDE YENİ PAZAR

Anlaşmanın Türkiye açısından en mühim ekonomik neticelerinden biri müdafa sanayinde ortaya çıkabilir. Türkiye’nin teknoloji ve üretim kapasitesinin Suudi Arabistan’ın finansal imkanları ve Pakistan’ın askeri üretim altyapısıyla birleşmesi halinde ortak projelerin ölçeğinin ciddi şekilde büyüyebileceği değerlendiriliyor. KAAN, HÜRJET, KIZILELMA, AKINCI, MİLGEM, ATMACA, SOM, HİSAR ve SİPER benzer biçimde sistemlerin ilerleyen süreçte ortak üretim, teknoloji paylaşımı yada ortak tedarik modellerinin parçası olması ihtimali üstünde duruluyor.

MISIR KATILIRSA TABLO DEĞİŞİR

Üçlü müdafa mekanizmasının ilerleyen dönemde genişleyip genişlemeyeceği de dikkatle takip ediliyor. Bu kapsamda adı öne çıkan ülkelerin başlangıcında Mısır geliyor. Kahire’nin anlaşmaya iştirak etmesi durumunda yeni yapının askeri, demografik ve coğrafi ağırlığının mühim seviyede artacağı değerlendiriliyor. Mısır ordusunun ortalama 440 bin etken çalışanı bulunurken, ülkenin harp uçakları, zırhlı birlikleri ve kuvvetli deniz kuvvetleri de bölgesel askeri kapasitenin mühim unsurları içinde içeriyor. Mısır’ın katılımıyla dört ülkenin toplam etken asker sayısı ortalama 1 milyon 830 bine, toplam nüfus ise yarım milyara yakın bir seviyeye ulaşıyor.Sadece Kahire’nin aslolan önemi rakamlardan oldukça coğrafi konumundan kaynaklanıyor. Mısır’ın hem Akdeniz’e hem Kızıldeniz’e kıyısı bulunurken, dünya deniz ticaretinin en eleştiri geçiş noktalarından Süveyş Kanalı da Mısır’ın kontrolünde bulunuyor.

[email protected]

Kaynak: Web Hususi

Türkiye için yeni denge, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com