Jeopolitik gerilimlerin arttığı, Türkiye’nin tecim ortaklarının gelişme oranlarını aşağı yönlü revize edilmiş olduğu bir ortamda Türkiye ekonomisinin gelişme rakamlarının ekonominin dayanıklılığını gösterdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz şunları açıkladı;
“
Türkiye ekonomisi, uygulanan politikaların katkısıyla makroekonomik istikrarını ve dinamizmini korumakta ve küresel belirsizliklere karşı dayanıklılığını sürdürmektedir.
Son 24 çeyrektir kesintisiz gelişme performansı sergileyen ekonomimiz, 2026 yılının ikinci çeyreğinde senelik bazda yüzde 2,3 oranında gelişme kaydetmiştir. Birinci çeyrekte gözlenen dayanıklı gelişme performansı ikinci çeyrekte de sürmüş olup ekonomimiz makroekonomik İstikrar programıyla uyumlu, dengeli bir gelişme patikası izlemeye devam etmektedir. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak bundan önceki çeyreğe gore kaydedilen yüzde 1,1 oranındaki gelişme ise tutumsal faaliyetin çeyreklik bazda tekrardan hız kazandığına işaret etmektedir.
2025 senesinde zamanı bir rekorla 1,6 trilyon dolar olan Gayrisafi Yurt İçi Hasılamız, 2026 yılı ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda 1,71 trilyon dolara ulaşarak senenin ilk çeyreğine kıyasla da istikrarlı bir artış kaydetmiştir.
Üretim yönünden GSYH bileşenleri incelendiğinde, sektörel bazda dengeli bir görünümün korunduğu görülmektedir. Bundan önceki çeyrekte pozitif yönde hava koşullarının da katkısıyla kuvvetli bir toparlanma sergileyen ziraat sektörü, bu zamanda yüzde 13,3 oranında büyüyerek ivme kazanmıştır. Hizmetler sektörü yüzde 1,6 oranında büyüyerek, dezenflasyon programıyla uyumlu bir görünüm sergilemiş; bu sektör bünyesinde yer edinen inşaat faaliyetleri ise yüzde 1,9 oranında daralmıştır. Endüstri sektörü ise bundan önceki çeyrekte dış talepteki yavaşlamanın etkisiyle kaydettiği daralmanın peşinden yüzde 2,4 oranında büyüyerek toparlanma eğilimi göstermiştir.
Harcamalar yönünden gelişme değerIendirildiğinde, toplam tüketim harcamalarının yüzde 2,7 oranında artarak dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak şekilde ılımlı bir seyir izlediği görülmektedir. Gayrisafi durağan(durgun) ana para oluşumu yüzde oranında büyürken, üretim kapasitesinin geliştirilmesi açısından ehemmiyet arz eden makine ve teçhizat yatırımları yüzde 1, 6 oranında artış göstermiştir. Öte taraftan, 2023 senesinde depremlerden etkilenen illerimizdeki tekrardan inşa ve ihya faaliyetlerinin büyük oranda tamamlanmasıyla beraber inşaat faaliyetleri zelzele sonrası dönemdeki kuvvetli performansının peşinden normalleşme sürecine girmiş ve buna bağlı olarak inşaat yatırımları yüzde 0,9 oranında daralmıştır.
Dış tecim tarafında, ithalattaki yüzde 6,4’Iük gerilemenin ihracattaki yüzde 3,4’Iük daralmadan daha belirgin gerçekleşmesi sonucunda net mal ve hizmet ihracatının büyümeye katkısı O , 6 puan ile pozitif gerçekleşmiş, böylece diş tecim bu çeyrekte büyümeyi destekleyici bir unsur hâline gelmiştir.
İç talepteki dengelenme süreciyle beraber ithalat gerilerken, başta tecim ortaklarımız olmak suretiyle dış talep koşullarında gözlenen kısmi toparlanmayla imalat sanayiine ve ihracata yönelik desteklerin katkısıyla ihracattaki daralma sınırı olan düzeyde kalmıştır.
Ülkemiz ekonomisinde ikinci çeyrekte gerçekleşen gelişme performansı, fiyat istikrarı hedefiyle ve dengeli büyümeye yönelik uygulanan siyaset çerçevesiyle uyumlu bir görünüm sergilemektedir. Orta Vadeli Program (2026-2028) kapsamında belirlenen temel öncelikler ve hedefler doğrultusunda, makroekonomik istikrarı güçlendiren, verimliliği artıran ve dış şoklara karşı dayanıklılığını destekleyen politikaların uygulanmasına devam edilmektedir. Bölgesel jeopolitik gelişmeler ve küresel belirsizliklerin makroekonomik dengeler üstünde ihtimaller içinde tesirleri yakından izlenmekte, bu tesirleri sınırlamaya yönelik lüzumlu siyaset araçları ilgili kurumlar içinde kuvvetli eşgüdüm içinde devreye alınmaktadır.
Senenin ilk altı ayında gerçekleşen yüzde 2,5 oranındaki gelişme performansı dikkate alındığında, 2026 yılı genelinde büyümenin Orta Vadeli Program hedefinin bir miktar altında gerçekleşmesi beklenmektedir. Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanması hedefi korunurken, sanayide teknolojik kapasitenin geliştirilmesi. ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi ve yüksek katma kıymetli üretimin desteklenmesine yönelik politikalar eşgüdüm içinde uygulanmaya devam edilecektir.”
