Bu atamaların, halkın gözünde adaletli ve saydam bir halde yapılmadığına dair yoğun eleştiriler devam ederken, “Kayırma, torpil, nüfusu kullanmadır” söylemi, bilhassa kamu görevlisi atamalarında yaşanmış olan adaletsizliği özetler özellikte.
Birçok şahıs, kamu görevlerine meydana getirilen atamalarda liyakat yerine kişisel bağlantıların ve torpilin etkili bulunduğunu düşünüyor. Bu durumu eleştiren vatandaşlar, “Alacakları her maaş dul, yetim, kul hakkıdır” diyerek, devletin kaynaklarının hakkaniyetsiz bir halde kullanıldığını vurguluyor. Kamu görevlilerine meydana getirilen atamaların yalnız belirli kişilere hizmet etmesi, halkın çoğunluğunu mağdur bırakıyor.
Bunun yanında, atama ve yerleştirmelerle ilgili meydana getirilen açıklamalarda, halkın itimatını kazanan ve liyakat sahibi olan bireylerin ön plana çıkması gerektiği ifade ediliyor. Sadece, mevcut uygulamalar ne yazık ki bu doğrultuda ilerlemiyor.
“Nefsimi Yendim, Milletim İçin” Söylemleri Hakikaten Geçerli mi?
Atamaları kendine hak görenlerin ve bu uygulamalara göz yumanların, “Nefsimi yendim, milletim için” söylemleri ise bir başka münakaşa mevzusu. Halk, bu söylemlerin samimiyetini sorguluyor ve adaletin sağlanmadığı bir ortamda bu tür söylemlerin geçersiz bulunduğunu belirtiyor. Hakikaten milletin menfaatine yönelik adımların atılmadığı, aksine kişisel çıkarların gözetildiği bir ortamda bu söylemler, halkın gözünde anlamsızlaşıyor.
Adaletin ve eşitliğin sağlandığı bir toplumda, liyakatlı bireylerin ön plana çıkması gerektiği mevzusunda toplumun büyük bir kesimi aynı fikir. Sadece, atama ve yerleştirmelerde yaşanmış olan bu tür adaletsizlikler, devletin temel işleyişine olan itimatı zedeliyor.
Kamu kurumlarındaki atama süreçlerinin saydam ve adaletli bir halde yapılması, yalnız ilgili kurumlarda çalışanların değil, tüm toplumun refahı için büyük bir ehemmiyet taşıyor. Liyakatli atamalar, yalnızca adaletin sağlanmasına destek olmakla kalmaz, bununla birlikte halkın devlete olan itimatını tekrardan pekiştirir.
