Apartman yaşamının en yaygın olduğu ülkelerin başlangıcında İspanya geliyor. İspanya’da nüfusun yüzde 65’i apartman tipi konutlarda yaşıyor. Bu oran Letonya’da yüzde 64, Malta’da ise yüzde 63 seviyesinde. Buna karşılık İrlanda’da nüfusun yüzde 90’ı evlerde yaşıyor. Hollanda ve Belçika’da da bu oran yüzde 77 düzeyinde.
Bu veriler, Avrupa’da konut kültürünün iki değişik yöne ayrıldığını gösteriyor. Cenup Avrupa’da nüfus daha fazlaca apartmanlarda ve yoğun şehir merkezlerinde yaşarken, Şimal ve Batı Avrupa’nın bazı devletlerinde müstakil ya da sıra ev tipi konutlar öne çıkıyor.
Bu farkın arkasında yalnızca güzel duyu tercihler değil, tarihsel ve ekonomik nedenler de bulunuyor. Cenup Avrupa’da bilhassa 20. yüzyılın ikinci yarısında kırsaldan kentlere yoğun göç yaşandı. Büyük şehirlerde hızla artan nüfusa karşı en ergonomik çözüm, daha azca arsada daha çok insanı barındıran apartman blokları oldu.
Şimal Avrupa ve Anglo-Sakson ülkelerde ise daha geniş arazi kullanımı, banliyöleşme, otomobile dayalı ulaşım ve düşük yoğunluklu yerleşim modelleri daha kuvvetli şekilde gelişti. Bundan dolayı İrlanda, Hollanda ve Belçika benzer biçimde ülkelerde müstakil yada bitişik düzen evlerde yaşam daha yaygın hale geldi.
Türkiye’de tablo iyi mi?
Türkiye’de ise durum Avrupa’daki ayrımdan birazcık daha değişik. Türkiye için Eurostat verilerindeki benzer biçimde direkt “apartman mı, müstakil ev mi?” karşılaştırması yerine TÜİK’in bina kat sayısı ve konut nitelikleri verileri öne çıkıyor.
TÜİK’in 2021 Bina ve Konut Nitelikleri Araştırması’na nazaran Türkiye’de hanehalklarının en büyük kısmı 2 kattan oluşan binalarda yaşıyor. Hanehalklarının yüzde 17,3’ü 2 kattan oluşan, yüzde 14,4’ü 5 kattan oluşan, yüzde 13’ü 6 kattan oluşan, yüzde 11,7’si ise tek kattan oluşan binalarda ikamet ediyor. 10 ve daha üstü kata haiz binalarda yaşayan hanehalklarının oranı yüzde 9,5 olarak kayıtlara geçti.
Bu veriler, Türkiye’de konut yapısının hem yatay hem dikey özellikler taşıdığını gösteriyor. Büyükşehirlerde apartman ve yüksek kattan oluşan konutlar öne çıkarken, Anadolu’nun birçok ilinde düşük kattan oluşan binalar ve daha seyrek yerleşim düzeni hâlâ belirginliğini koruyor.
Dolayısıyla Türkiye, İspanya benzer biçimde tamamen apartman ağırlıklı bir örnek olarak değil; büyük kentlerde dikey, daha minik yerleşimlerde ise düşük kattan oluşan yapıların öne çıkmış olduğu karma bir model olarak değerlendirilebilir.
2021’de meydana getirilen detaylı araştırmayı buradan okuyabilirsiniz.
Aslolan fark şehirleşme biçiminde
Uzmanlara nazaran Avrupa’daki konut farkını anlamanın en mühim yolu, ülkelerin şehirleşme biçimine bakmak. Eurostat’a nazaran AB genelinde şehirlerde yaşayanların yüzde 73’ü apartman dairelerinde, yüzde 27’si evlerde yaşıyor. Kasaba ve banliyölerde evlerde yaşayanların oranı yüzde 57’ye çıkarken, kırsal alanlarda nüfusun yüzde 83’ü evlerde yaşıyor.
Bundan dolayı sorun yalnızca “hangi ülke apartmanda, hangi ülke müstakil evde yaşıyor?” sorusundan ibaret değil. Aslolan belirleyici unsur, nüfusun ne kadarının büyük şehirlerde toplandığı, arsa maliyetlerinin seviyesi, ulaşım alışkanlıkları ve ülkelerin tarihsel şehirleşme politikaları.
İspanya, Malta ve Letonya benzer biçimde ülkelerde apartman yaşamı öne çıkarken; İrlanda, Hollanda ve Belçika benzer biçimde ülkelerde ev tipi konutlar daha yaygın. Türkiye’de ise büyükşehirlerde dikey yapılaşma güçlenirken, ülke genelinde düşük ve orta kattan oluşan binaların hâlâ mühim bir ağırlığı bulunuyor.
