Bir ülkenin Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak için yapmış olduğu her teklif, naturel olarak o ülkeye büyük ekonomik kazançlar vaat eder. Her turnuvada değişmez bir halde “mahalli ekonomiye X kadar katkı sağlayacağı” söylenir. Bu X çoğu zaman milyonlar yada milyarlar olarak verilir. Böylece mali şüpheciler daha baştan susturulmaya çalışılır.
“Soccernomics” adlı kitap bu mevzuyu başlı başına bir bölüme ayırdı ve detaylı araştırmalar sonucunda şu sonuca ulaştı: Bir ülkenin Dünya Kupası’ndan elde etmiş olduğu gelir tahminleri, kısaca bayağı vatandaşlara yansıyan gerçek para miktarı, bir çok süre fazlasıyla iyimserdir. Bazıları ise tamamen hayal ürünüdür.
FIFA destekli raporlarda 2026 Dünya Kupası ile 2025 Kulüpler Dünya Kupası’nın ABD ekonomisine toplam 47 milyar dolar (ortalama 36 milyar sterlin) kazandıracağı yazıyorsa, bu tür sayılara şüpheyle yaklaşmanız önerilir. Bu kadar büyük bir etkinin hissedilmesi mümkündür, sadece bu verileri olduğu şeklinde kabul etmemek gerekir.
Chicago bu mevzuda temkinliydi. Bu yüzden, ABD’nin nüfus bakımından üçüncü büyük şehri olmasına karşın 2026 Dünya Kupası maçlarından hiçbirine ev sahipliği yapmayacak. Bu kulağa acayip gelebilir, bu sebeple Chicago Bears ve Chicago Fire’ın sahası olan Soldier Field Stadyumu, turnuvada kullanılacak birçok stadyum kadar büyük ve moderndir. Boston, San Francisco yada Philadelphia kadar naturel bir aday şeklinde görünüyordu.
Sadece gazeteci Adam Crafton’ın Dünya Kupası köşesinde belirttiği şeklinde, Chicago yetkilileri turnuvaya ev sahipliği yapmanın kent bütçesi açısından en doğru karar olmadığından emindi. Aksine, bu işin şehre yalnızca borç yükü getirmesinden korktular. Netice olarak Chicago yarıştan çekildi. Şimdi ise ev sahipliği hakkını kazanan bazı şehirlerin bile “rüzgarlı kent”in kararının aslına bakarsak doğru olup olmadığını sorguladıkları konuşuluyor.
Maliyet – Yarar Dengesi
Gazeteci Adam Crafton, Chicago Spor Komisyonu’nun icra direktörü Kara Bachman ile bu mevzuyu konuştu. Bachman’ın endişeleri çoktu; ilk olarak Chicago’nun Dünya Kupası maçlarına ev sahipliği yaparak hakkaten kâr edip etmeyeceği mevzusunda ciddi şüpheleri vardı.
Bunun ötesinde, FIFA’nın sunmuş olduğu şartları “talep” olarak nitelendirdi. Kısaca bunlar birer rica değil, zorunluluktu ve Chicago’nun bu sözleşme şartlarında hiçbir değişim yapma yetkisi olmadığını söylemiş oldu. Ek olarak FIFA yetkilileriyle direkt görüşme fırsatı bulamadığını belirterek bunu “kırmızı alarm” olarak tanımladı.
FIFA kaynakları iş birliği yaptıklarını söylese de, Bachman’a bakılırsa bazı ev sahibi şehirlerdeki yetkililer artık bu sürecin gerçekleriyle yüzleştikten sonrasında keşke Chicago’nun tavrını benimseseydik demeye başladı.
Ev sahipliği maliyetleri hafife alınacak düzeyde değil. Mesela, Dünya Kupası finaline ev sahipliği meydana getirecek New Jersey’deki MetLife Stadyumu’nun yenilenmesi için 37 milyon dolar harcandı. Ek olarak eyaletin gezi ve güvenlik önlemleri için 65 milyon dolar daha harcayacağı belirtiliyor.
Bu tür devasa bir organizasyonda “güvenlik, koruma ve düzenin sağlanması” sorumluluğu tamamen şehirlerin omzuna biniyor. Bu da hem karmaşık hem pahalı bir süreç. Crafton ek olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın son zamanlarda bazı maçları başka bölgelere taşıma tehdidinde bulunmasının, sponsorluk anlaşmalarını negatif etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
Buna karşı görüş ise şu: Dünya Kupası, ev sahibi şehirleri devasa bir şenlik alanına dönüştürebilir. Grup ve eleme maçları çevresinde yaşayan insanoğlu, kim bilir hayatları süresince unutamayacakları bir deneyime haiz olur (doğal bilet alabilecek durumdalarsa).
Sadece 2026 turnuvasında kimin hakkaten kazançlı çıkacağı mevzusuna erişince, şunu kolaylıkla söyleyebiliriz: aslolan kazanan gene FIFA olacak. Ev sahibi şehirler ise vaat edilen kârlara güvenerek harcama yapmadan ilkin iki kere düşünmeli.
