Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında mühim açıklamalarda bulunmuş oldu.
Türkiye’nin içeride, dışarıda ve bölgede mühim gelişmelerin yaşandığı kırılgan bir süreçten geçtiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Trafik kazasında yaşamını kaybeden Üsküdar Başkan Vekili Ziya Gültekin’e rahmet arzuluyorum. Merhum Ziya Gültekin kardeşimiz; Üsküdar aşığı, şehrini ve ilçesini büyük bir tutkuyla seven, hangi mevkide olursa olsun hizmet etmekten coşku duyan, mutluluk duyan müstesna bir insandı.
Kendisi hem teşkilatımız içinde hem de Üsküdar’da sevilen, sayılan bir isimdi. Başkan vekilliği esnasında da çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, emanetin hakkını verme noktasında ortaya koyduğu gayretleriyle temayüz etmişti. Biz kendisinden razıydık, Rabbim de razı olsun. Ziya Gültekin kardeşimizi cennetiyle, cemaliyle inşallah müşerref eylesin diyorum. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı üç yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyor; Cenab-ı Tanrı kendilerine sabır versin, metanet versin diyorum.
İÇLERİNDE BİRİKTİRDİKLERI NE KADAR CERAHAT VARSA KUSTULAR
Dün meydana getirilen oylamada Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili olarak seçilen Muhammet Güvenilir Sarıoğlu’nu kutlama ediyor, kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum. Doğal burada bir üzüntümü de ifade etmek isterim. Bakınız, insanı insan icra eden değerler vardır. Acıya saygı bunlardan biridir. Empati oluşturmak bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonrasında, bilhassa toplumsal medya platformlarında tek merkezden yönetildiği anlaşılan alçakça bir nefret kampanyasına tanık olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir tayfa, asla tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat var ise hepsini kustular. Bu gözü dönmüşlük o şekilde bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayınlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren her insana saldırdılar. Kalbi taşlaşmış, sureti haricinde insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenab-ı Tanrı’a havale ediyorum.
YENİ BİR SİYASET DİLİNE İHTİYAÇ VAR
Bildiğiniz gibi bir süredir derhal her konuşmamızda siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkat çekiyoruz. Yeni yasama yılı açış hitabımızda da buna etraflıca değindik. İçinde bulunduğumuz bölgesel konjonktürde Türkiye’nin yeni bir politika tarzına, yeni bir politika diline ihtiyacı bulunduğunu bilhassa belirttik. Siyaseti millete daha iyi hizmet etme yarışı olmaktan çıkarıp, dost-düşman ikiliğine hapsetmenin bir tek demokrasimiz için değil, toplumsal sulh ve huzurumuz için de tehdit oluşturduğunu ifade ettik. Bununla kalmayıp bir de iyi niyetli bir davet yaptık. Rakiplerimiz dahil tüm siyasal partileri söz mevzusu milletin ve memleketin menfaatleri olduğunda politika kurumu olarak cenk baltalarını bir yana bırakıp müştereklerimizi çoğaltmaya çağrı ettik. Türkiye merkezli politika gütmenin bilhassa bu zamanda ülkemiz açısından ihtiyaçtan öte ulusal bir vazife bulunduğunun altını çizdik.
Sadece son 3 haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne bu şekilde bir hassasiyeti ne de bu şekilde bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi asla takip etmedikleri benzer biçimde Türkiye’ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler. Kendi dar kadro çıkarları haricinde her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar. Plan deseniz yok, program deseniz yok, ülkenin problemlerine çözüm önerisi deseniz yok. Siyasette nezaketi koruyalım deseniz maalesef o da yok.
TÜRKİYE’NİN SIKINTILARINDAN RANT DEVŞİRMEYE ÇALIŞTILAR
Kusura bakmasınlar fakat bu tavır doğru bir tavır değildir, görevli bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olmasıyla birlikte marazi de bir tavırdır. “Benim menfaatime olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin” tavrı son aşama bencilce bir tavırdır. Türkiye üstüne operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavırdır. Üç kuruşluk siyasal ikbalini vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak bencil bir zihin dünyasının dışa vurumudur. 24 yıl süresince ülkenin ayağına ne süre taş değse umutlandılar. 24 yıl süresince Türkiye’nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. 24 yıl süresince tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham düşsel kuruyorlar.
HIRSI AKLINI ESİR ALMIŞ
Şimdi kıymetli kardeşlerim, geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca “savaştayız” diyor. Hırsı aklını tutsak almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler. Kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı cenk duyuru ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına bakılırsa nereden aklınıza esti bu cenk? Öyleki mi?
Bakınız, 24 yıl süresince bu ülkenin başına oldukça ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına poslarına bakmadan Türkiye’yi alçakça tehdit edenler oldu. Türkiye’yi içerden çökertmek için Seyahat vakaları benzer biçimde nice dümen çevrildi. “Muhalefeti destekleyip iktidarı devireceğiz” diyeninden, mecmua kapakları üstünden ileti verenine kadar nice saldırıyla karşılaştık. Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye’yi tehdit edenlere, Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik. Hatta gittiniz, onlardan yardım dilendiniz. El açtınız, etek öptünüz. Şimdi çıkmış, utanmadan “savaştayız” diyorsunuz.
SORUMLU SİYASET YAPMAYI NE ZAMAN ÖĞRENECEKSİNİZ?
Tanrı aşkına; siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin bilincinde mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne süre vazgeçeceksiniz? Görevli, sağduyulu politika yapmayı ne süre öğreneceksiniz? Onlara diyorum ki: Bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin.
Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum: Bu şekilde sorumsuz bir söylem olmaz. Devamlı hakaret ederek, devamlı insanları tahrik ederek politika yapılmaz. Bu sebeple politika; aklına geleni söyleme değil, sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. “Efendim, ben ona buna bakmam; istediğimi söylerim” derseniz, o süre istemediğinizi işitirsiniz. Dahası; bir tek kendinize, bir tek politika kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de fenalık etmiş olmuş olursunuz.
MESNETSİZ İTHAMLARDA BULUNMAK BÜYÜK BİR SUÇ
Burada şunu da dikkatinize getirmek isterim; Bunların siyasetsizliği politika haline getirmeleri bir tek söylemlerle sınırı olan değildir. Aynı ciddiyetsiz tavrı fon tartışmalarında da görüyoruz. Dedikodular üstünden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar. Bakın, milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa, aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o denli büyük bir kabahat, o denli büyük bir şenaattir. Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıkmış olduğu halde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde informasyon, belge olmadan kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, önüne gelene karacılık atacaksın, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın, insanoğlu millete hizmete ayırması ihtiyaç duyulan vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak; sonrasında da çıkacaksın yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üzerine yatacaksın. Biz buna eyvallah demeyiz.
“ÇAMUR AT, İZİ KALSIN” SİYASETİNE TESLİM OLMAYIZ
İftira siyasetine, “balçık at, izi kalsın” siyasetine teslim olmayız. Kimse kusura bakmasın; karacılık atmanın, insanların izzetiyle oynamanın, insanları töhmet altında bırakmanın faturası pişkinlik olması imkansız. Biz hukuk zemininde, demokrasi zemininde bunun mücadelesini sonuna kadar veririz, vereceğiz. Bizim siyasetimizin pusulası bellidir: 86 milyonun birliği, dirliği ve huzurunun her koşul altında korunmasıdır. Türkiye’nin toplumsal sulh ve istikrarının muhafazasıdır. Ulusal iradenin bila kaydu koşul egemen kılınmasıdır. Demokrasimizin tehditler karşısında savunulmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu tehlikeli sonuç dönemde iç cephemizin güçlendirilmesidir. Politika kurumunun itibarının korunması, milletin problemlerine tek çözüm adresi olmaya devam etmesidir. Biz bunun için çalışıyor, bunun için savaşım ediyoruz. İnşallah bu prensipler temelinde politika halletmeye devam edeceğiz.
FON MESELESİNİ ÇOK CİDDİYE ALIYORUZ
Milletimizin gündemini son bir aydır meşgul eden fon meselesiyle ilgili tutumumuzu milletimizle değişik vesilelerle paylaştık. Üç değişik kategoride mevzuyu hassasiyetle yönetiyoruz.
İlk aşamada, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırımcılara ödenmesidir. Fon Koordinasyon Kurulumuz ve iktisat kurmaylarımız tertipli olarak bir araya geliyor, alınan kararları saydam bir halde kamuoyuna açıklıyor. Meclisimizin gündemindeki yasa teklifinin yürürlüğe girmesini müteakip inşallah ödeme işlemleri birazcık daha hızlanacak.
İkinci aşamada; hukuk ve terbiye dışı yöntemlerle manipülasyon yaparak, kimi süre bir organizasyon dâhilinde haksız ve fahiş kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulmasıdır. Başsavcılıklarımız deliller ve itiraflar ışığında bu mevzuda gerekeni yapıyor.
Üçüncü aşamada ise tekrar benzer bir sorunla karşılaşmamak için alınması ihtiyaç duyulan tedbirler kısmıdır. Gerek Devlet Denetleme Kurulumuzun hazırlayacağı kapsamlı rapor gerekse talimatımız doğrultusunda yürütülen öteki emek harcamalar neticesinde kurumsal, bireysel yada mevzuat boyutu itibarıyla burada da her türlü adım atılacaktır.
BİZ MİLLETE YANLIŞ YAPANA SAHİP ÇIKMAYIZ
Şunu bir kere daha açık açık ifade etmek isterim: Biz bir tek tasfiyesine karar verilen fonlardaki 455 bini aşkın yatırımcıyı değil, aileleriyle beraber oldukça sayıda insanımızı etkileyen bu meseleyi oldukça ciddiye alıyoruz. Ciddiyetle ele alıyoruz. Meselenin üstüne de tavizsiz bir halde gidiyoruz. Muhalefetin ne söylediği değil… ne yapmış olduğu, meseleyi istismar için kullanımı bizim umurumuzda değildir. Muhalefetin belediyelerde yaşanmış olan skandallara sahiplenmiş olması, her türlü rezilliğin, her türlü ahlaksızlığın arkasında durmuş olması, hatta il il gezip yolsuzlukları aklama turları düzenlemiş olması da bizi ilgilendirmez. Daha ilkin de söyledim; biz onlara benzemeyiz. Biz millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana haiz çıkmayız.
Bizim referansımız karşıcılık değildir. Bizim örneğimiz onlar asla değildir. Biz kendimizden, kendi yapmış olup ettiklerimizden sorumluyuz. Öteki her şeyden bağımsız olarak biz mevzunun kendi tabanımız, bilhassa senelerdir bizlere destek veren camiamız tarafınca yakından takip edildiğini oldukça iyi biliyoruz. İnancımızın bir gereği olarak emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker çizgisini hatırlatan her türlü teklif ve tenkidi normal olarak önemsiyoruz. AK Parti bir tek kadrolarıyla değil, bununla birlikte hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nev-i şahsına münhasır bir harekettir. Ne mutlu bizlere ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bizlere ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var. Bizi bu günlere getiren, bizi son 25 yılda başarıdan başarıya koşturan işte bu şekilde bir ekibe, işte bu şekilde bir tabana haiz olmamızdır.
