Bu eşi olmayan kent, hem inanç turizminin hem de arkeolojik keşiflerin merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Bilhassa Balıklıgöl ve Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın dünya genelinde tanınmasında büyük rol oynamaktadır.
BALIKLIGÖL: PEYGAMBERLER ŞEHRİNİN MANEVİ SEMBOLÜ
Balıklıgöl, halk içinde “Hz. İbrahim’in ateşe atılmış olduğu yer” olarak bilinir. Rivayete nazaran, devrin zalim hükümdarı Nemrut, putlara karşı geldiği için Hz. İbrahim’i ateşe attırmak ister. Sadece Tanrı, ateşi suya, odunları da balığa çevirir. Bu olağanüstü olayın gerçekleştiğine inanılan yer, bugün Balıklıgöl olarak ziyaret edilmektedir.
Balıklıgöl’ün içindeki balıklar mukaddes kabul edilir ve asla avlanmaz. Göl çevresinde yer edinen Halil-ür Rahman Camii ve Rızvaniye Camii, mimari açıdan da dikkat çeken yapılardır. Hem yerli hem yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bu mukaddes alan, senenin her periyodu ziyaretçilerini ağırlar.
GÖBEKLİTEPE: TARİHİ YENİDEN YAZDIRAN KEŞİF
Şanlıurfa’ya ortalama 20 kilometre uzaklıktaki Örencik Köyü civarlarında yer edinen Göbeklitepe, insanlık tarihini kökten değiştiren bir arkeolojik bulgu olarak kabul edilir. 1995 senesinde başlatılan kazılar sonucunda, M.Ö. 9600 yıllarına ilişik olduğu belirlenen mabet kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır.
Göbeklitepe, malum en eski anıtsal mabet kompleksi olarak kabul edilmektedir. Bu yapı, insanlığın tarıma başlamadan ilkin de organize toplumlar kurabildiğini ve yakarma edebildiğini göstermiştir. T şeklindeki devasa dikili taşlar üstündeki kabartmalar, devrin inanç sistemine dair mühim ipuçları sunar.
UNESCO Dünya Mirası Sıralaması’nde yer edinen Göbeklitepe, dünya arkeoloji çevrelerinde büyük yankı uyandırmış, ‘tarihin sıfır noktası’ olarak anılmıştır.
ŞANLIURFA: GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN BULUŞMA NOKTASI
Balıklıgöl’ün maneviyatı ile Göbeklitepe’nin zamanı derinliği, Şanlıurfa’yı benzersiz kılar. Bu iki kıymetli miras, yalnız Türkiye’nin değil, tüm insanlığın ortak kültürel zenginliği olarak kabul edilmektedir. Her biri değişik dönemlerin izlerini taşıyan bu mekânlar, ziyaretçilerine hem içsel bir seyahat hem de tarihî bir bulgu sunar.
