ABD ile İran arasındaki nükleer görüşmeler, 2025 Haziran’ında İsrail ile ABD’nin ülkeye saldırması sonrasında kesintiye uğramasının peşinden Umman’ın başkenti Maksat’ta tekrardan yapılmış oldu. ABD ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin seyri, 1979 Devrimi’nden 2015 nükleer anlaşmasına ve 2018’deki tek taraflı çekilmeye uzanan gerilimli bir tarihsel hat üstünde aşama kaydediyor. Bölgesel cenk riskleri, internasyonal denetim mekanizmaları ve ekonomik yaptırımların iç içe geçmiş olduğu bu süreç, Birleşmiş Milletler uzmanları tarafınca Ortadoğu’daki güç ve sulh dengeleri ile küresel nükleer risklerin merkezinde içeriyor. İşte o çatışmalı tarih:
1979 İran Devrimi, Tahran’ın nükleer sürecinde tarihsel bir kırılma yaratarak ülkenin internasyonal sistemle ilişkilerini tekrardan tanımladı.
1979 KIRILMANIN TARİHİ
ABD ile İran arasındaki nükleer gerilimin kökleri 1979 İran Devrimi sonrasında diplomatik ilişkilerin kopmasına uzanıyor. Şah döneminde Batı destekli nükleer program yürüten İran, devrim sonrası yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 2002’de Natanz ve Arak nükleer tesislerinin inşa süreci ile beraber Internasyonal Atom Enerjisi Ajansı’nı (UAEA) sürece dahil ederken ABD, Tahran’ın nükleer tabanca geliştirdiğini savundu; İran ise programın sivil enerji amaçlı bulunduğunu bildirdi. 2006’dan itibaren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırımları yürürlüğe girdi ve o tarihten bu yana İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri küresel güvenlik gündeminin merkezine yerleşti.
2015’DE FIRSAT DOĞDU
Uzun müzakerelerin peşinden İran ile ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya içinde 2015’te Kapsamlı Ortak Fiil Planı (JCPOA) imzalandı. Antak kalma İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu sınırlandırmasını, santrifüj sayısını azaltmasını ve UAEA denetimlerini kabul etmesini öngörürken yaptırımların kaldırılması karşılığını içeriyordu. Antak kalma, Ortadoğu’da nükleer silahsızlanma yönünde en mühim diplomatik adımlardan biri olarak görülürken hem de bölgedeki askeri gerilimi düşüren bir denge unsuru oluşturdu.
Birleşmiş Milletler uzmanlarına gore ABD Başkanı Donald Trump’ın ilkin anlaşmadan çekilip peşinden tekrardan diplomatik sürece dahil olması, Washington’un nükleer müzakerelerdeki dalgalı politikasını yansıtan gelişme olarak kayda geçti.
ABD TEK TARAFLI ÇEKİLDİ
ABD Başkanı Donald Trump 2018’de JCPOA’dan tek taraflı çekildiğini deklare etti ve İran’a yönelik kapsamlı ekonomik yaptırımları tekrardan yürürlüğe koydu. “Maksimum baskı” politikası kapsamında İran’ın petrol ihracatı hedef alınırken Devrim Muhafızları terör listesine alındı. Buna karşılık İran anlaşmadaki bazı yükümlülüklerini kademeli olarak askıya aldı ve uranyum zenginleştirme oranını artırdı. Bu süreçte Basra Körfezi’nde tanker saldırıları, Irak’taki askeri gerilimler ve 2020’de Kasım Süleymani’nin ABD saldırısıyla öldürülmesi iki ülkeyi direkt çatışma eşiğine kadar getirdi.
KÜRESEL GERİLİMİN AĞIRLIĞI
İsrail ile İran içinde 2025 Haziran ayında yaşanmış olan On İki Gün Savaşı, nükleer müzakerelerin seyrini belirleyen başlıca faktörlerden biri haline geldi. Bölgedeki karşılıklı saldırılar ve misilleme riskleri sürerken 2021’den itibaren Viyana’da Avrupa Birliği arabuluculuğunda dolaylı görüşmeler tekrardan başlatıldı. Internasyonal Atom Enerjisi Ajansı raporları İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60’a kadar çıkardığını bildirirken Donald yaptırımların kaldırılmasını nükleer sınırlamaların tekrardan kabul edilmesi şartına bağladı. Birleşmiş Milletler yetkilileri diplomatik sürecin sürdürülmesini küresel nükleer silahsızlanma ve bölgesel cenk riskinin azaltılması açısından en tehlikeli sonuç adımlardan birisi olarak tanımlıyorlar.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
