1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Gündem
  4. Bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz

Bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sorular öncesi genel bir değerlendirmede bulunmuş oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmeleri şu şekilde:

Suudi Arabistan ve Mısır’a yaptığımız ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. İki ülkenin liderleri ve heyetleriyle olağanüstü yararlı görüşmeler yaptık. İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak ‘bölgesel sahiplenme’ yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak suretiyle güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistan’da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için müdafa sanayii, ulaştırma, sıhhat, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri benzer biçimde alanlarda hususi konuma haiz bir kardeş ülke. Tecim hacmimiz istikrarlı bir halde artarak 2025 senesinde 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da toplam kıymeti 30 milyar doları gören, 400’den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası benzer biçimde dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz oldukça sayıda fırsatlar bulunuyor. Ek olarak Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine tanık oluyoruz.

TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN VE MISIR OLARAK…

Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi’nin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısı’nı yapmak suretiyle de Kahire’deydik. Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024’te Ankara’da yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz mühim yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık.

Hem Riyad’da hem de Kahire’de iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sayın Sisi ile ek olarak Gazze sulh süreci başta olmak suretiyle bölgemizi ilgilendiren mevzuları istişare ettik. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile birlikte çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazze’nin tekrardan imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır’ın desteği oldukça mühim. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim’den bu yana 500’ü aşkın Gazzeli İsrail tarafınca şehit edildi. İnsani yardım tırlarının Gazze’ye girişlerinde halen ciddi engellemeler, problemler yaşanıyor. Sadece İsrail’in tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine karşın, Gazze sulh planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin sulh, kimin cenk yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz esnasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Ziyaretimizin ülkelerimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını arzuluyorum, teşekkür ediyorum.

SORU: Suudi Arabistan’la son dönemde pozitif yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu ikili ilişki alanlarından biri de müdafa sanayii. Şu ana kadar takip ettiğimiz, bildiğimiz, başta insansız hava araçları olmak suretiyle müdafa sanayii alanında birçok iş birliği projeleri, anlaşmalar imzalandı. Şimdi de ulusal muharip uçağımız KAAN’a yönelik Suudi Arabistan’ın bir ilgisi olduğu iddiaları, haberleri gündeme geliyor. Bu şekilde bir niyet var mı? Bu çerçevede ulusal cenk uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistan’la bir iş birliği projesi söz mevzusu olabilir mi?

Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihsel boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de mühim anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin müdafa sanayii alanında almış olduğu mesafe tüm dünya benzer biçimde Suudi Arabistan tarafınca da ilgiyle takip ediliyor. Biz, müdafa sanayiinde, ilk olarak kendi gereksinimlerimizi karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de çaba gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile müdafa sanayii mevzusunda mühim iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN bir tek bir cenk uçağı değil, KAAN Türkiye’nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız müdafa iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha çok söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu mevzuda ortak yatırım söz mevzusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz.

SORU: Suudi Arabistan ile enerji alanında çok da fazla mühim anlaşmalara imza attığınız yansıdı bizlere. Rakamlar da yansıdı fakat tam kapsamını merak ederiz efendim ve ne anlama gelir? Onu da sizden dinlemek isteriz.

Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı içinde yenilenebilir enerji alanında mühim bir antak kalma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye’de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman’da 1000’er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve internasyonal krediler yöntemiyle hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye’de bugüne dek görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 senesinde temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına haiz olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize mühim katkı sağlayacak.

SORU: İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonrasında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleriniz oldu ve bir süreç başladı. Bu sürecin evrildiği nokta an itibariyle nedir?

Ilk olarak ABD ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de bildiğiniz gibi ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile derhal ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbul’da Dışişleri Bakanımla birlikte üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İran’a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu pozitif bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve görüşme etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının peşinden liderler seviyesinde müzakerenin de yararlı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken görüşme masasının bir halde kurulacak olması da önemlidir. Umarız problemler diyalog yöntemiyle çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek önder diplomasisi gerek öteki düzeylerde meydana getirilen görüşmeler yöntemiyle, görüşme zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz.

SORU: Ben de bağlantılı bir sual sormak isterim. Suudi Arabistan başta olmak suretiyle, ki bugün ziyaretinizden dolayı önde geliyor, Körfez ülkelerinin toplamda İran’a karşı yaklaşımları birazcık daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi birazcık daha sizin, Türkiye’nin politikalarına yakın benzer biçimde duruyorlar. Bugünkü politikaları iyi mi değerlendiriyorsunuz? İran-Amerikan krizinde birazcık İran’a karşı değillermiş benzer biçimde görünüyor.

Her şeyden ilkin biz bölgemizde yeni bir cenk istemiyoruz. Bunu en net şekilde devamlı dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da doğal ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Hepimiz biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek rahatlık, sulh ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle hepimiz kaybeder. Bu yüzden hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanmış olan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir halde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye bir tek askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha çok harlamanın hiç kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Problemler devamlı olur; anlaşmazlıklar internasyonal ilişkilerin bir parçasıdır. Sadece dış ilişkiler de bunun için vardır. Ikimiz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için dirimsel önemdedir.

SORU: Türkiye, Gazze sulh planının uygulanmasında iyi mi bir rol üstlenecek? Başlangıca nispetle nerede? Türkiye’nin muradı nedir bu mevzuda? Siz de ifade ettiniz Şarm el-Şeyh’teki 20 maddeli sulh planından bu yana, Ekim ayından bu yana İsrail, saldırılarını sürdürüyor, gidecek yardımlara engel oluyor, sabote ediyor. Bu süreçte İsrail mevzusunda hem Türkiye’nin hem de müdahil olan sulh planındaki öteki ülkelerin değerlendirmesi nedir?

Türkiye, Gazze sulh planının olması gerektiği benzer biçimde işletilmesi ve Gazze’de huzurun, istikrarın tekrardan tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazze’de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üstünde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze’de yaşanmış olan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın tabanca olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, ilk olarak insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Doğal ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihsel ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Sadece bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazze’deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü benzer biçimde dimdik dururduk. Biz senelerdir ‘Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız’ demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an ilkin hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bu tarz şeyleri sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor.

SORU: Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu? Zira İsrail’in baskılanabilmesi için garantör ülkelerin arasındaki düşünce birliği mühim. Örneğin Gazze’de yönetimin devredilmesi noktasında Mısır ne öngörüyor? Değerlendirmenizi almak isterim.

Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısır’ın da Gazze ve Filistin meselesinin daha çok derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de oldukça iyi görüyor. İsrail’in bölgede senelerdir oluşturduğu dizgesel istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Bilhassa açlığın tabanca olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısır’ın bulunmuş olduğu yer tehlikeli sonuç. Hem coğrafi konumu, hem zamanı sorumluluğu itibarıyla Gazze’nin kaderinde mühim bir erkek oyuncu. Bu nedenlerle Gazze’de ve tüm Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da çıkarınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları çaba takdire şayandır. Hep beraber Gazze’de huzurun tekrardan hakim olmasını ve Gazze’nin tekrardan inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Internasyonal toplumu İsrail’e ateşkese tam uyum için baskı hayata geçirmeye çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere ulaşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz.

SORU: Suriye’de gelinen son noktayı iyi mi değerlendiriyorsunuz? Bu son gelişmeler, Türkiye’deki ‘Terörsüz Türkiye’ projesinde yeni bir ivmelenmeyi bununla beraber getirebilir mi? Bu anlamda Meclis’e bir çağrınız olur mu? Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ediyorum. Suriye’nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi direkt ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bir araya gelmesi bizim en büyük arzumuzdur. “SDG” denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye’deki sulh iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne dek hem Şam’dan hem de Ankara’dan dönmüştür. Kuşkusuz gene dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, tüm, kuvvetli, rahat bir Suriye’den yanayız. Suriye’nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye’nin kuzeyindeki probleminin çözülmesiyle “Terörsüz Türkiye” sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis’teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek suretiyle. Dileğimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. “Terörsüz Türkiye” hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız.

SORU: İki gün sonrasında malum asrın felaketinin üçüncü yıl dönümü. Felaketin olduğu günden bu yana karşıcılık negatif bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür zelzele bölgesinde olan Özgür Hususi gene aynı tutumu ortaya koydu. Üç yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Cuma günü de sanıyorum Osmaniye’de olacaksınız. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nedir?

Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, zelzele turistleri gene hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir karşıcılık anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, zelzele bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, zelzele bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Her neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasal tehlikeyi görmüş oldu ve onları kenarda tuttu. Karşıcılık ilk günden itibaren “yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında bırakılırlar” diyerek yaşanmış olan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde zelzele benzer biçimde büyük bir yıkım yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir halde tekrardan inşa eden bir iktidara söz söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, basit bir şey değil, ufak bir ülke oluşturmak anlamına gelir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün benzer biçimde ortadadır. Bunca yıl, yaratı ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Senelerdir milletimize, ülkemizdeki karşıcılık sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Zira gerçeği göremez, hakikati söylemesi imkansız, hakikatı duyamazlar. İnşallah Osmaniye’de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz.

SORU: Bir Ankaralı olarak su mevzusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Bir tek ben dile getirmiyorum, Türkiye’nin de su stresi altında bir ülke olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler’in son raporunda da dünyada su mevzusunda iflasa sürüklendiği, artık yağmur ve kar sularının dünya tüketimine kafi bulunmadığı yönünde tespitler yer aldı. Sizin de bu mevzuda sık sık yaptığınız uyarı ve verdiğiniz mesajlar var. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere gereksinim var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi mahalli yönetimlerden alınabilir mi?

Ilk olarak su medeniyetin, üretimin, enerjinin, özetlemek gerekirse yaşamın deposudur. Su yönetimi mevzusu da deneyim ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sıhhatli su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Seneler yılı “Su akar Türk bakar” dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağları’ndan biz suyu İstanbul’a getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O süre malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbul’a getirdiğimiz süre, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde gene hattı Boğaz’dan, Boğaz’ın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbul’a getirdik. Sürekli takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sıhhatli su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHP’li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu yüzden sizin de söylediğiniz benzer biçimde su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Ilk olarak tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için devamlı projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yapmış olduğu emek harcama haricinde bizim bir öteki kaynağımız Devlet Su İşleri’dir. Devlet Su İşleri de bu aşamada harıl harıl çalışıyor. Zira biz, belediyelerin su temininin haricinde ek olarak Devlet Su İşleri’nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız.

SORU: 2026 için kapsamlı bir düzeltim yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi yönetim belediye ilişkilerini tekrardan çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bizlere birazcık örnek, birazcık başlık verebilir misiniz? Bilhassa son dönemde CHP’li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak mevzusunda daha teşvik edici oldu mu?

CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız bilhassa çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üstüne emin bir halde gidiyor. O süreci, biz de milletimizle beraber yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi yönetim ile mahalli yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına yol açan yapıyı bir kez modernize etmeliyiz. Muntazam işleyen, saydam bir sisteme kavuşmak oldukça mühim. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi mevzusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim ulaştığında aynı kaynaklarla yönetilen belediye, son zamanların peşinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, gene milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Şu demek oluyor ki, sistem o şekilde olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi kesinlikle çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem mecburi kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz.

Bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.