İsrail son 2 yıl içinde Gazze, Ürdün ve Suriye’de hukuk dinlemeden binlerce insanoğlunun yaşamını kaybetmiş olduğu ve kentlerin yerle bir olduğu saldırılar düzenledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümeti bu kez de İran’a cenk açtı. Her gün yoğun bombardımana tutulan İran’dan yansıyan görüntüler dünyanın ABD’nin 2003 yılındaki ikinci Irak işgalinden bu yana tanık olmadığı kadar şiddetli. İki nükleer güç arasındaki savaşın her an nükleer kıyamete dönüşme riski ise küresel kamuoyunda kaygı ile takip ediliyor. Bölgedeki İsrail merkezli askeri müdahaleler ve savaşlar, her ne kadar ‘ulusal güvenlik’ argümanlarıyla gerekçelendirilse de, birçok internasyonal gözlemci tarafınca “sebepsiz ya da orantısız güç kullanımı” çerçevesinde değerlendiriliyor. Kurulduğu 1948 yılından bu yana İsrail’in çevre ülkelere yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, bölgesel istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesine yol açtı. İşte İsrail’in internasyonal hukuku hiçe sayan o askeri müdahaleleri:
İsrail’in zamanı daima için “ulusal güvenlik tehditi” argümanına dayandırılmış halde kanunsuz sınır ötesi askeri müdahaleler ile dolu.
EMPERYALİST SAVAŞA KATILDI
İsrail’in ilk büyük dış operasyonlarından biri, 1956 senesinde Mısır’a yönelik düzenlenen Süveyş Harekatı’ydı. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üstüne, İngiltere ve Fransa ile beraber Mısır’a hücum eden İsrail, Sina Yarımadası’nı işgal etti. Operasyonun perde arkasında ise emperyal çıkarlar ve petrol yollarının kontrolü yatıyordu. ABD ve Sovyetler Birliği’nin baskısıyla İsrail geri çekildi, sadece bu cenk İsrail’in saldırgan reflekslerinin başlangıcı olarak tarihe geçti.
TOPRAĞINI HUKUKSUZ GENİŞLETTİ
İsrail’in 1967’de Mısır, Suriye ve Ürdün’e karşı düzenlemiş olduğu ani hava saldırısıyla başlamış olan Altı Gün Savaşı, bölgenin haritasını değiştirdi. Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü işgal eden İsrail ilk kez internasyonal kuurumlar tarafınca “yasadışı toprak kazanımı” suçlamasıyla karşılaştı. İsrail bu savaşı “önleyici hücum” olarak tanımlarken, birçok tarihçi ve hukukçu, savaşın emperyalist bir genişleme aracı bulunduğunu öne sürdü.
İsrail’in askeri müdahaleleri esnasında 1982 senesinde gerçekleşen Sabra ve Şatilla Katliamları benzer biçimde oldukca sayıda insanlık suçu da işlen
MÜLTECİ KAMPLARINDA SOYKIRIM
1982’de İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) Lübnan’dan çıkarmak bahanesiyle bu kez Cenup Lübnan’a büyük bir kara harekatı başlattı. Savaşın sonunda İsrail birlikleri Beyrut’a kadar ilerledi. Harp esnasında binlerce sivil yaşamını yitirirken, İsrail destekli Falanjist milislerin Sabra ve Şatilla sığınmacı kamplarında sivillere karşı gerçekleştirdiği toğlu katliamlar internasyonal kamuoyunda infial yarattı. İsrail’in bu müdahalesi, işgalin ötesinde direkt bir insan katliamı ve rejim mühendisliği girişimi olarak okundu.
ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMI
2006 yazında Hizbullah militanlarının iki İsrail askerini kaçırmasının arkasından İsrail, Lübnan’a kapsamlı hava ve kara saldırısı düzenledi. Harp süresince 1000’den fazla Lübnanlı sivil öldü, altyapı çöktü, ülke ekonomisi felce uğradı. İsrail tarafında 160 şahıs yaşamını kaybederken, Birleşmiş Milletler (BM) ve insan hakları örgütleri Tel Aviv yönetimini “orantısız güç kullanmakla” ve “sivil alanları hedef almakla” suçladı.
İsrail en büyük yıkımı ise Gazze’de gerçekleştirmiş oldu. 4 ayrı operasyonla yıkıma uğrayan bölgedeki insanoğlu ise açlık ve susuzlukla savaşım ediyorlar.
GAZZE’Yİ ALTI KEZ YIKTI
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail operasyonları adeta döngüsel bir hal aldı. “Dökme Kurşun” (2008-09), “Müdafa Sütunu” (2012), “Koruyucu Hat” (2014) ve “Muhafız Duvarı” (2021) adlı askeri harekâtlar, binlerce Filistinli sivilin ölümüne ve altyapının yok olmasına niçin oldu. İsrail, bu operasyonları Hamas’a karşı “meşru savunma” olarak sunarken, insan hakları örgütleri dizgesel cenk suçu iddialarıyla mevzuyu Internasyonal Ceza Mahkemesi’ne taşıdı.
BARIŞA ENGEL MÜDAHALELER
Internasyonal uzmanlara nazaran İsrail’in askeri müdahale geçmişi, yalnızca “güvenlik tehdidi” argümanlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık. Kimi süre stratejik kaynaklara erişim, kimi süre siyasal nüfuz alanlarını genişletme, kimi zamansa iç siyasetteki baskıyı dışa yöneltme amaçları, bu savaşların ardındaki temel motivasyonlar içinde sayılıyor. Internasyonal hukuk açısından kanun dışı kabul edilen bu tartışmalı müdahaleler, İsrail’in bölgedeki pozisyonunu güvence altına alırken, bununla birlikte kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri haline gelmekte.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
