Ceferin, Anadolu Ajansı muhabirine açıklamasında, Türkiye’nin gelişmekte olan bir futbol ülkesi değil büyük bir futbol ülkesi bulunduğunu belirterek “Aradaki fark, kimi zaman algının gerçeklerin arkasında kalmış olmasıdır. Buraya geldiğinizde statları, kulüpleri, taraftarları, medyanın ilgisini, hükümetin ve federasyonun kararlılığını görüyorsunuz, doğrusu doğru olan tüm bileşenler mevcut. Sadece her şeyden öte, o gerçek futbol ateşini hissediyorsunuz. Türkiye’de futbol bir tek maç günlerinde değil, her gün önemlidir. Bu sizin en büyük gücünüz fakat bununla birlikte fazlaca büyük bir sorumluluğunuzdur.” diye konuştu.
2019 UEFA Süper Kupa ve 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi finallerinde Türkiye’nin ev sahipliğinden memnun kalıp kalmadıkları sorusuna Ceferin, “Bence bu fazlaca açık, federasyona ve şehre güvenmeseydik yine yine buraya dönmezdik. 2019 Süper Kupa, 2023 Şampiyonlar Ligi finali ve şimdi de Beşiktaş Park’taki 2026 Avrupa Ligi finali; bunların hepsi Türkiye’nin büyük UEFA organizasyonlarını başarıyla gerçekleştirebileceğinin kanıtıdır. Elbet her finalle beraber standartlar da yükseliyor. Ulaşım, güvenlik, yandaş akışı, stadyuma giriş ve çıkışlar genel yandaş deneyimini hala geliştirebileceğimiz alanlar. Sadece genel netice pozitif. İstanbul, Avrupa’nın en büyük futbol şehirlerinden biri ve buraya dönmek daima bir zevk.” yanıtını verdi.
“TÜRKİYE, BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNE KARŞI CİDDİ BİR AVANTAJ ELDE ETTİ”
2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na İtalya ile ev sahipliği meydana getirecek Türkiye’nin statlar mevzusundaki konumunun fazlaca kuvvetli bulunduğunu vurgulayan Ceferin, “Bunu bir tek kibarlık olsun diye söylemiyorum. Avrupa’daki pek fazlaca ülke 20 senedir yeni statlardan bahsediyor ve sonrasında hiçbir şey olmuyor. Türkiye ise bir tek konuşmakla kalmadı, harekete geçip muhteşem tesisler inşa etti. Bu fazlaca büyük bir fark yaratıyor. Bir Avrupa Şampiyonası organize etmek için bir tek statlar kafi değildir, sadece statlar olmadan da bu şekilde bir turnuvayı organize edemezsiniz. Ülkeniz bunu fark etti ve birçok Avrupa ülkesine karşı ciddi bir avantaj elde etti.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE GİBİ BİR ÜLKE, DÜNYA KUPASI’NA KATILMAK İÇİN 24 YIL BEKLEMEMELİYDİ”
Ceferin, Türkiye’nin 2026 FIFA Dünya Kupası’na oraya ilişkin bir ekip bulunduğunu kanıtlamak için son aşama motive gideceğini kaydederek, “Türkiye şeklinde bir ülke, Dünya Kupası’na ulaşmak için 24 yıl beklememeliydi. Şimdi vazife bir tek katılmak değil, bununla birlikte oraya ilişkin bir ekip şeklinde hareket etmek, yürekli olmak ve rekabet etmektir. Kimsenin eşleşmek istemeyeceği bir ekip olmanızı temenni ediyorum.” dedi.
Aleksander Ceferin, Türk Ulusal Ekibi’nda hangi oyuncuları beğendiğiyle ilgili sual üstüne, şu şekilde konuştu:
“Normalde bir sıralama yapmaktan kaçınırım bundan dolayı yarın birçok kulüp başkanı kendi oyuncusundan bahsetmediğim için şikayetçi olacaktır (gülüyor). Latife bir yana, dünyada fazlaca azca takımın Türkiye kadar yetenekli bir orta sahaya haiz bulunduğunu söyleyebilirim. Arda Güler ve Kenan Yıldız muhteşem kabiliyetler; Avrupa futbolunun bugünü ve geleceği. Hakan Çalhanoğlu ise takıma otorite ve deneyim katıyor. Gene de ben sizin aslolan gücünüzün kendi aranızdaki birlik, yoğunluk ve güvenden kaynaklandığına inanıyorum. Ve ekip ruhu yüksek olduğunda, bireylerin parlaması daha kolay olur.”
“TÜRK KULÜPLERİNİN AVRUPA İLERLEMESİ KOLEKTİF OLARAK TAKDİR EDİLMELİ”
Ceferin, Türk kulüplerinin duygusal galibiyetlerle ya da bir tek tek bir büyük geceyle yetinmemesi gerektiğine dikkati çekerek, “Galatasaray’ın Avrupa’nın o büyük spot ışıklarının altına geri dönmesi mühim bir sinyal. Şampiyonlar Ligi de dahil olmak suretiyle her yıl UEFA turnuvalarının baş aktörlerinden biri olmalılar. Galatasaray bu hırsı gösterdi: Üst üste dördüncü kez Süper Lig şampiyonluğunu kazandılar ve Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turuna ulaştılar. Sadece Türk kulüplerinin son dönemdeki Avrupa ilerlemesi kolektif olarak takdir edilmeli. Yalnız Galatasaray’a değil, bununla birlikte Fenerbahçe’nin uzun soluklu yürüyüşlerine, Beşiktaş, Başakşehir ve Sivasspor’un eleme turlarındaki varlıklarına da kredi verilmeli. İlerleme kaydedildi sadece bir sonraki adım daha zor. Bunu bir mucize şeklinde görmeden her yıl rekabet edebilmek.” değerlendirmesinde bulunmuş oldu.
Ceferin, “UEFA Başkanı olarak neleri Türk futbolunun kuvvetli ve zayıf yönleri olarak gördüğüyle” ilgili soruya, “Türk futbolunun gücü; tutkusunda, kabiliyetinte, altyapısında, büyük kulüplerinde ve futbolu hakikaten önemseyen halkında yatıyor. Zayıf yönü ise sabırsızlık. Oldukça fazla karar duygusal alınıyor. Oldukça fazla proje bir tek üç maçın peşinden yargılanıyor. Oldukça fazla kulüp hala kısa vadeli düşünüyor. Eğer Türkiye bir sonraki adımı atmak istiyorsa, bir tek meşhur oyuncuları satın almak ya da etkisi altına alan stadyumlar inşa etmek yetmez. Akademilere, antrenörlüğe, hakemliğe, mali disipline ve hanım futboluna ihtiyacınız var. Gençliğe yatırım yapmak daima en iyisidir. Türkiye’nin potansiyeli var, evet. Fakat ben daha da ileri gideceğim: Türkiye, kendisinden daha fazlasını talep edecek kadar kafi potansiyele haiz.” yanıtını verdi.
Türkiye Futbol Federasyonu ile olan ilişkisinin daima ustalaşmış, yapıcı, dostluk ve karşılıklı saygıya dayalı bulunduğunu aktaran Ceferin, “Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu, bir tek Türk futbolundaki dürüstlükle ilgili sorunları ele alma mevzusunda gösterdiği ciddiyet ve kararlılık sebebiyle değil, bununla birlikte rolüne katmış olduğu içtenlik ve ısı sebebiyle de devasa yükseklikte kıymet verdiğim biridir. Şeffaflık ve hesap verebilirliğin oyunun güvenilirliği için temel unsurlar bulunduğunu açıkça anlıyor ve çabaları; kulüpler, oyuncular, hakemler ve taraftarlar nezdinde sürece olan güvenin tekrardan tesis edilmesine destek oluyor.” ifadelerini kullandı.
