Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulunmuş oldu.
İşte Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar…
Başta CHP olmak suretiyle muhalefeti kıskandıran, muhalefetin gençlerle ilgili iddialarını tek tek cerh eden bir şölene imza attık. Kocaeli’ndeki şölen bizim bir tek gençlerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızdan 14’üncüsüydü. Bunun haricinde kongrelerimizde, söyleşi toplantılarımızda, değişik etkinliklerde bilhassa de gençlerimizle yüzlerce kez bir araya geldik, hasbihal ettik. Bu programlarda gençlerle beraber tüm yurttaşlarımıza gönlümüzün kapılarını açtık. Yunus’un ‘Biz hiç kimseye kin tutmazız, kamu evren birdir bizlere’ anlayışıyla bu ülkenin tüm gençlerini aynı samimiyetle bağrımıza bastık.
GENÇLERİN OMUZ VERMEDİĞİ BİR MÜCADELE ZAFERE ULAŞAMAZ
Yarım asra yaklaşan siyasal yaşamı süresince daima gençlerle yol yürümüş bir kardeşiniz olarak şunu bir kez oldukça net söylemek isterim: Gençleri hafife alan, gençlere sırtını dönen bir hareketin başarı şansı yoktur. Gençlerin omuz vermediği bir savaşım zafere ulaşamaz, kalıcı olması imkansız. Merhum Nurettin Topçu Üstadımızın söylediği benzer biçimde; gençlik, geleceğin tohumudur. Bunun için gençliğe yüz çeviren, geleceğe yüz çevirmiş anlama gelir. Şimdi bakınız kıymetli kardeşlerim; biz kuruluşumuzdan itibaren gençlerin en oldukça rağbet etmiş olduğu adres olduk. Bir tek gençler için politika yapmadık, siyaseti gençlerle beraber yaptık. Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tedip ve tehdit eden söylemleri kapımıza hiçbir vakit yaklaştırmadık.
Ilkin gençleri anlamaya çalıştık, gençlerle empati oluşturmayı denedik. Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik. Gençlerimizin talep, beklenti ve problemlerine gene gençlerimizle beraber çözüm yolları geliştirdik, ortak akılla çözüm ürettik. Üniversitede düşünce teri döken gençlerimizi önemsediğimiz kadar, bilhassa sanayide emek veren gençlerimize de itina gösterdik. Başörtüleri dolayısıyla üniversiteye alınmayan gençlerimizin meseleleriyle ilgilendiğimiz kadar, hemen hemen ömrünün baharındayken yaşamın zorluklarını göğüslemek zorunda kalan gençlerimizin dertleriyle de ilgilendik. Çamlıca Camii’nde hafızlık icazet merasimine katıldığımız çocuklarımız benzer biçimde, AMATEM’lerde bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatle yaklaştık. İstiklal Marşımızı tüm dünyaya dinleten genç sporcularımızla iftihar ettiğimiz kadar, başımıza buluş çıkaran genç mühendislerimizle de iftihar ettik.
GENÇLERİMİZ ARASINDA AYRIM YAPMADIK
Şu demek oluyor ki gençler içinde fark meydana getiren bir kadro olmadık, bugün de değiliz. Bu ülkeye hizmet ettiğimiz müddetçe de asla bu şekilde olmayacak. Kıymetli kardeşlerim, burada bir gerçeği tüm teşkilatıma yeniden hatırlatmakta yarar görüyorum: Dün olduğu benzer biçimde bugün de gençlerimiz yargılanmadan ilkin dinlenmeyi, yaftalanmadan ilkin anlaşılmayı bekliyor. Gençlerimiz büyüklerinin bir tek ders vermesini değil, kendilerine kıymet vermesini de istiyor. Biz işte bunu yapmanın derdindeyiz. Önyargısız bir halde, açık bir kalp ve açık bir zihinle gençlerimizi anlamaya, onların ruh dünyalarının derinliklerine inmeye çalışıyoruz. Gençlerimizi harflerle ayırıp doğum yılına nazaran onları kategorize edenlerin bizim ne halletmeye çalıştığımızı kavramakta zorlanmaları oldukça doğaldır. Gençleri sarf malzemesi olarak yolsuzluklarını örtmek için bir istismar aracı olarak görenlerin, AK Parti’nin gençlerle kurduğu hasbi ve harbi ilişkiyi kıskanmalarına şaşırmamak gerekir.
Kardeşlerim ihmal etmeyin; tilki uzanamadığı üzüme koruk dermiş. Bunlar da gençlik şölenimize balçık ve kara çalma atarak kendi kifayetsizliklerini kapatmanın derdindedir. Hakareti politika zanneden CHP Genel Başkanı’nın gençleri tahkir eden, gençleri aşağılayan hezeyanlarının bizim nazarımızda hiçbir kıymeti yoktur. Bundan dolayı bırakın stadyumda 100 bin gençle şölen yapmayı, bunlar salonları bile doldurmakta artık zorlanıyorlar. Bir senedir oradan oraya sürükledikleri CHP’li yurttaşlarımız da bunlardan umutlarını kesmeye, ortaya saçılan pislikler sebebiyle uzaklaşmaya başladı.
CHP SEÇMENİNİ UTANDIRIYOR
Üzülerek görüyoruz ki; Cumhuriyeti kurmakla övünen CHP, üç beş yetersiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok, vatandaşın, bilhassa da gençlerimizin yüzüne bakacak halleri yok. Tüm öfkeleri bu hakikatin gençlerimiz tarafınca da biliniyor olmasındandır. Gençlerimiz ağızlarından liyakati düşürmeyenlerin yönettikleri belediyeleri iyi mi arpalığa çevirdiklerini oldukça net görüyor. Gençlerimiz devamlı etik üstünlükten dem vuranların iyi mi bir ahlaksızlık batağına saplandıklarını oldukça net görüyor. Rüşvetsiz slm dahi almayanların içler acısı durumunu bu ülkenin gençleri normal olarak görüyor, takip ediyor. Bu açgözlülerle arasına mesafe koyuyor. Genel başkan dahil CHP’nin rahatsızlığının temel sebebi işte budur. Varsın beyefendiler rahatsız olsun. Biz gençlere güvenmeye, gençlerimizin önünü açmaya devam edeceğiz.
Ulusal ve içsel değerlerimiz ışığında gençlerimizin en iyi, en donanımlı, en şuurlu şekilde yetişmeleri için elimizden gelen çabayı harcayacağız. Türkiye’nin aydınlık yarınlarının teminatı olacak Teknofest gençliğinin her alanda temayüz etmesi için seferberlik ruhuyla çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte doğal ki yapıcı eleştirileri dikkate alacak, noksan var ise giderecek, gençlerimizle gönül bağımızı güçlendirmeye yönelik iyi niyetli teklif, tespit ve tenkitlerin gereğini yerine getirmekte tereddüt göstermeyeceğiz.
GENÇLERE KIYMET VEREN İKTİDAR 23,5 YILDIR İŞ BAŞINDA
Buradan bir kez daha gençlerimize samimiyetle seslenmek isterim: Sevgili genç kardeşlerim; sizi dinleyen, sizi doğru anlayan, size kıymet ve önem veren bir iktidar 23,5 senedir iş başındadır. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın gözünde bu ülkenin gençlerinin tamamı birdir, eşittir, aynı derecede sevgiye, hizmete, muhabbete layıktır. Sizin güvenliğinizi, sizin istikbalinizi, sizin rahatlık ve esenliğinizi her şeyden oldukça önemsiyoruz. Sizin sporda, sanatta, bilimde, ilimde, kültürde, siyasette, bürokraside hak ettiğiniz yere gelmenizi oldukça önemsiyoruz. Sizin hayallerinizi gerçekleştirecek her türlü imkana haiz olmanızı oldukça fakat oldukça önemsiyoruz.
Biz size inanıyoruz, size güveniyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın inşasını inşallah sizler tamamlayacaksınız. Yazacağınız başarı hikayeleriyle hem ailelerinizin hem de milletimizin kıvanç deposu olacaksınız. Şunu lütfen hiçbir vakit ihmal etmeyin; her karışında bir yiğidin yatmış olduğu bu kutsal topraklar sizin.
TÜRKİYE’Yİ BU ASRIN PARLAYAN YILDIZI YAPACAĞIZ
Her şehri ayrı güzel, her köşesinden tarih fışkıran bu aden vatan sizin. Dostuna itimat, düşmanına korku salan bu büyük devlet sizin. Mazisi zaferler ve mücadelelerle dolu bu necip millet sizin. Rengini aziz şehitlerimizin kanından alan bu şanlı bayrak sizin. Yeni Türkiye sizin eseriniz olacak. Büyük ve kuvvetli Türkiye inşallah siz değerli ziyaretçilerimizin omuzlarında yükselecek. Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep beraber Büyük Türkiye’yi bu asrın parlayan yıldızı yapacağız.
Geçtiğimiz çarşamba günü itibarıyla Meclisimizin de teşekkül etmiş olduğu 14 Mayıs seçimlerinin üstünden 3 yıl geçti. Önümüzdeki perşembe günü ise Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci turunun üstünden 3 yıl geçmiş olacak. Gerek Meclisimiz gerekse hükümetimiz geride bırakmakta olduğumuz bu 3 seneyi önceki dönemlerde olduğu benzer biçimde dolu dolu geçirdi. Gene ortalama 3 ay sonrasında, 14 Ağustos’ta AK Partimizin kuruluşunun 25. yıl dönümünü kutlayacağız. Artık çeyrek asrı inşallah geride bırakmış olacağız. Aynı şekilde ortalama 5 ay sonrasında da kesintisiz iktidarımızın 24 yılını dolduracağız. Büyük AK Parti ailesi olarak hem süre bakımından hem de Türkiye’ye kazandırdığımız eserler bakımından aşılmaz rekorlara imza atmanın haklı gururunu yaşıyoruz.
KİMSE BİZE “KOLAY OLACAK” DEMEDİ
Aziz dava dostlarım; bugün sizlerle birazcık dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak isterim. Bugün bilhassa gözlerinin ışıltısı devamlı yüreğimizi ısıtan gençlerimizle hasbihal etmek, gönlümden geçenleri onlarla paylaşmak arzusundayım. Yunus Emre’nin bizim için de oldukça anlamlı bir beyti var. Diyor ki: “Bu yol uzaktır, menzili çoktur. Geçidi yoktur, derin sular var.” Evet, biz bu yola çıkarken uzun bir yola çıktığımızın; menzili oldukça, geçidi yok bir yola çıktığımızın; derin sulardan geçeceğimiz bir yola çıktığımızın idrakiyle, şuuruyla, bilinciyle çıktık. Kimse bizlere “kolay olacak” demedi.
En başta karşımızda merhum Menderes’in, merhum Polatkan’ın, merhum Sıkıntılı’nun talihsiz hatıraları duruyordu. 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın tehditleri üzerimizde bir ağırlık olarak kendilerini hissettiriyordu. Kimilerimiz işkencelerden geçti, kimilerimiz hapislerde yattı. Partilerimiz kapatıldı, siyasal yürüyüşlerimiz engellendi. Yok sayıldık, ötelendik, dışlandık, kendi öz yurdumuzda örselendik. Hiçbir vakit korkmadık, hiçbir vakit vazgeçmedik. Bundan dolayı bu hareket bir kişiye, bir gruba çıkar sağlama hareketi değildi. Bu hareket kişisel rant ardında koşan bir hareket değildi. Bu hareket köksüz bir hareket değildi; saman alevi benzer biçimde parlayıp sönecek bir hareket asla değildir. Bu hareket ta en başından itibaren millet davasıdır, memleket davasıdır, büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır.
BİZ BİR HAYALİN PEŞİNDE KOŞTUK
Daha kurulduğumuz andan itibaren partimizi saf dışı bırakmak, hükümetimizi yıkmak için darbe senaryoları yazıldı. İktidarımızın hemen hemen beşinci senesinde partimize kapatma davası açıldı. Muhtıralar gördük, sokak hareketleri gördük. Yargı darbelerine, silahlı darbe girişimlerine, terör saldırılarına maruz kaldık. Refah ortamını, itimat ortamını, istikrarı, ekonomiyi, demokrasiyi hedef alan nice saldırıların, suikast girişimlerinin hedefi olduk. Bunlar sizin gördükleriniz, halkımızın gördükleri; görünmeyen nice saldırıyı, görünmeyen nice badireyi atlattık.
Neydi derdimiz? Boyun eğebilirdik, teslim olabilirdik, uyum sağlayabilirdik, suyuna gidebilirdik. “Ağamsın, paşamsın” diyebilirdik. Rahat yataklarımızda, sıcacık koltuklarımızda etliye sütlüye karışmadan günümüzü gün edebilirdik. Bizlerden önceki pek oldukça hükümetin yapmış olduğu benzer biçimde ikimiz de rahatımızı bozmaz, riske girmez, idare-i maslahatla işi götürebilirdik.
Fakat biz bunu yapmadık. Biz yollara düştük, biz bir hayalin ardında koştuk. Biz aşk ile millet davasına boynumuzu uzattık. Bundan dolayı biz şunu biliyorduk: Tarihe bir borcumuz var. Ecdada, şehitlerimize bir borcumuz var. Ümmete bir borcumuz var. Mazlumlara, yolda kalmışlara, yoksullara, aziz milletimize, aziz memleketimize bir borcumuz var. Bizim bu davayı omuzlamış, karınca kararınca bir noktaya taşımış; bizlerden önceki fedakâr, cefakâr, yürekli, mert dava adamlarına; bizim bu hareketin öncülerine bir borcumuz var. Bizim, Üstat Necip Fazıl’ın ifadesiyle; Tanrı ve terbiye demenin yasaklandığı karanlık günlerde hohlaya hohlaya buz dağını eriten inanç dolu o yüreklere bir borcumuz var. O borcu ödemek için can vermek mi gerekiyor? Asla tereddüt etmeyiz; “gerekirse o canı da veririz” diyerek bu yollara revan olduk.
ÜZERİMİZDE MEMLEKETİN, ÜMMETİN MESULİYETİNİ TAŞIYORUZ
Devamlı şunun idrakinde olduk; Bir Tayyip Erdoğan gider fakat bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir. Bizlere düşen, bizlerden öncekilerden devraldığımız sancağı yere düşürmeden bizlerden sonrakilere devretmektir. Bizim davamız budur; bizim misyonumuz budur. Bizim arzumuz, gayemiz, hedefimiz işte budur. Yarın ruz-ı mahşerde huzura vardığımızda vazifesini hakkıyla yapmış olmanın yüz akına haiz olabilirsek bu bizlere ziyadesiyle yeter; gayrısı boştur, gayrısı laf-ı güzaftır. Bizlerden öncekiler bu davaya, bu harekete ömürlerini verdiler. Hamdolsun, bizim yaptığımız da budur. Biz, Tanrı’a sonsuz hamdüsenalar olsun bu hareketin içinde doğduk, bu hareketle büyüdük. Vakti zamanı erişince dava taşını omuzladık. Tanrı’ın yardımıyla o dava taşını gücümüz yettiğince eğilmeden, bükülmeden taşıdık ve taşımaya da devam ediyoruz. Biz, üzerimizde milletin, memleketin, ümmetin mesuliyetini taşıyoruz.
Bazılarına bu kolay gelebilir. Hariçten gazel okumak kolay. Sorumluluk makamında olmadan ahkam kesmek kolay. Sırça köşklerde kuram üretmek kolay. Hayallerle yaşamak kolay. Biz kolayı değil, zoru seçtik. Biz çileyi seçtik. Biz mücadeleyi seçtik. Kendi siyasal tarihim süresince oldukça ihanet gördüm, oldukça vefasızlık gördüm, oldukça nankörlük gördüm. Varsın olsun, gene Yunus’un beyitleriyle: “Bu halk içinde bizlere gülen var. Ko gülen gülsün, gafil ne bilsin. Hakkı sever var, Hakk’a tutsak var, Hakk’a tapan var, Hak yoluna başını koyan var, Hak için candan serden geçen var.” Ihmal etmeyin; Hak bilsin, halık bilsin, bu bizlere yeter. Bir yoksul, bir acayip, bir yolda kalmış, bir mazlum bizlere “Tanrı sizden razı olsun” dediyse biz payelerin en yükseğine erişmişiz anlama gelir.
SİZ HİÇ HAYATINIZDA ÖLÜMLE BURUN BURUNA GELDİNİZ Mİ?
Asla şüphesiz muhteşem değiliz. Haşa günahsız, kusursuz değiliz; hatadan münezzeh asla değiliz. Normal olarak bizim de hatamız, eksiğimiz; yapmak isteyip de yapamadıklarımız vardır ve olmuştur. Fakat şu da bilinsin ki bir engeli aşmak için bin engelle savaşım etmek zorunda kaldık. Şimdi sağdan soldan klavye kahramanları, AK Parti’nin bu kadronun açmış olduğu yolda, tesis etmiş olduğu iklimde, refah ve konfor ortamında, sıcak yataklarından, rahat koltuklarından ahkam kesiyor olabilirler. Bunlara soruyorum: Siz asla hayatınızda risk aldınız mı? Siz asla hayatınızda kavgaya girdiniz mi? Siz asla hayatınızda ölümle burun buruna geldiniz mi? Menderes’in akıbeti gözünüzün önünde dururken hayatınızda asla canınızdan, serinizden vazgeçecek bir harekete dahil oldunuz mu? Dövüşte yoklar fakat kavga bitince sırça köşklerinden söz üretirler.
Bakın biz bu yola çıkarken de bu yolda yürürken de Türkiye’nin yakın evveliyatına bakarak hapislere düşmeyi, işkence görmeyi, suikastlara hedef olmayı, hatta idam edilmeyi göze alarak girdik. Peki, bizi acımasızca, bizi insafsızca eleştirenler; siz ne yaptınız? Hangi fedakarlıkta bulundunuz? Hangi bedeli ödediniz? Konforlu, güvenli alanlarınızdan meydana getirilen hizmetlere kulp takmak haricinde Tanrı aşkına hangi marifeti icra ettiniz?
BİRLİKTE YÜRÜDÜĞÜMÜZ MİLYONLAR, ON MİLYONLAR VAR
Şunu bir kez açık ve net söylemek durumundayım: Bizim hakkın ve halkın nazarında takdir edilmek haricinde bir gayemiz yoktur. Azca ilkin seyrettiğimiz benzer biçimde milletimiz de her seçimde bizlere takdirini, teşekkürünü ifade etmiştir. Sadece sevdiğimiz, saydığımız, saygınlık ettiğimiz, kendimizden gördüğümüz kimilerinin izan ve insaf sınırlarını aşması da açıkçası canımızı acıtmıştır. Bu yolculukta bu da var. Hani diyor ya ozan Atilla İlhan: “Ayrılık sevdaya dahil.” Yola çıkarken bu sevdaya bunun da dahil bulunduğunu bilerek çıktık. Şunu hiçbir vakit aklımızdan çıkarmadık kıymetli kardeşlerim: Biz yüzde 52’nin oyunu alarak göreve gelmiş bir iktidarız. Yüzde 48’in mühim bir kısmının oy vermese de gönlünün bizimle bulunduğunu bilen bir iktidarız. Hepsinden öte biz yüzde yüzün; onun ötesinde mazlum, mağdur coğrafyaların, ümmetin de mesuliyetini omuzlayan bir iktidarız.
Kökümüzü unutmayız, özümüzü unutmayız. Nereden geldiğimizi de oldukça iyi biliyoruz, nereye gittiğimizi de oldukça iyi biliyoruz. Bizi biz meydana getiren değerlerden asla kopmadık. Devamlı duamızda, günde beş zaman namazlarımızda ettiğimiz yakarış da “Bizi sırat-ı müstakime eriştir” duasıdır. Bizim duamız “Ayaklarımızı sırat-ı müstakimde durağan(durgun) kıl” duasıdır. İnşallah doğru bildiğimiz yolda eğilmeden, bükülmeden, boyun eğmeden, teslim olmadan, yorulmadan, yılmadan yürümeye devam edeceğiz. Tanrı’a hamdolsun, bizimle aynı yolda yürüyen, beraber yürüdüğümüz milyonlar, on milyonlar var. Bizimle aynı ufka bakan, aynı menzile doğru koşan milyonlarca genç var. Dünyanın dört bir yanında; Filistin’den Suriye’ye, Arakan’dan Afrika’ya bizim için ellerini semaya açan yüz milyonlar var. Hepsinin umudunu, hepsinin emanetini taşıyoruz. Fakat şunun da bilinmesini isterim: Tek başıma kalsam dahi bu yol hak yoludur, dönmek bilmez yürürüm der; bu yolda sabırla yürümeyi sürdürürüm.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE KARARLIYIZ
Tanrı’a hamdolsun, bu yolda yalnız değilim. Beraber oldukça güzel işler yaptık, Türkiye’ye oldukça güzel eserler kazandırdık. İnşallah daha fazlasını yapacağız, beraber yapacağız, hep birlikte yapacağız. İnşallah 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz Cumhur İttifakı’yla inşallah yeni başarılara, yeni zaferlere imza atacağız. İttifak ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi ile el ele, omuz omuza verecek; her metrekaresinde huzurun, güvenliğin, refahın ve kardeşliğin olduğu bir Türkiye’yi adım adım inşa edeceğiz.
En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla, sağduyuyla, samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız. Devletimizin ilgili kurumları örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak değişik modaliteler üstünde yoğun bir halde çalışıyor. İttifak ortağımızla da siyasetin çözüm kapasitesini artıracak yeni yol, yöntem ve hamleleri etraflıca istişare ediyoruz. Hayırlı işlerde acele olunması gerektiği inancıyla bir an ilkin bu meseleyi milletimizin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Şunu bugün bir kere daha altını çizerek ifade ediyorum: Türkiye, bir tek ekonomik maliyeti 2 trilyon doları aşan bu problemi kalıcı şekilde çözecek iradeye, kapasiteye ve tecrübeye ziyadesiyle haizdir. En kuvvetli dayanağımız millettir, sizsiniz ve milletimizle bu yolu yürümekte asla tereddüdümüz yok.
