Atina’da oluşturulan “Karagiozis100 yaşlarında” sergisi, Yunan gölge tiyatrosunun en malum karakteri Karagiozis’in bir asırlık serüvenini tekrardan gündeme taşıdı. Sergi, yalnızca Yunan halk tiyatrosunun mühim bir figürünü değil, bununla birlikte Osmanlı döneminden Balkanlara uzanan gölge oyunu geleneğinin ortak kökenlerini de münakaşaya açtı. Gölge tiyatrosunun kökeni, genel kabul gören bilimsel niteliği olan görüşe bakılırsa Osmanlı döneminde gelişen Karagöz ve Hacivat geleneğine dayanıyor. 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’da yaygınlaşan bu oyun, zaman içinde Balkanlar, Orta Doğu ve Şimal Afrika’ya yayıldı.
19. yüzyıldan itibaren Yunan gölge tiyatrosu, Osmanlı kökenli sanat formunu yerelleştirerek tekrardan üretti.
YUNAN BENZERİ DE VAR
Osmanlı geleneğinde Karagöz ve Hacivat, cemiyet içindeki sınıfsal ve kültürel farklılıkları mizahi bir üslupla yansıtan iki temel karakter olarak öne çıktı. Karagöz halkı, Hacivat ise daha eğitimli ve şehirli kesimi temsil eden bir figür olarak sahnede yer aldı. Bu geleneğin Yunanistan’daki karşılığı ise Karagiozis karakteri oldu. 19. yüzyıldan itibaren bilhassa Patras ve Atina’da şekillenen Yunan gölge tiyatrosu, Osmanlı kökenli bu sanat formunu yerelleştirerek tekrardan üretti. Yunan anlatımında Karagiozis, yoksul, akıllı, kurnaz ve otoriteyle alay eden bir halk kahramanı olarak öne çıktı. Zaman içinde bu karakter, Yunan ulusal kültürünün bir parçası haline getirildi.
İKİ HALK DA SAHİPLENDİ
Türk geleneğinde Karagöz ve Hacivat, karşılıklı diyaloglar üstünden toplumsal eleştiriyi ve günlük yaşamı hicvederken; Yunan geleneğinde Karagiozis daha tekil bir karakter çevresinde şekillendi. Sadece her iki gelenekte de gölge oyunu, doğaçlama diyaloglara dayalı, mizahi ve eleştirel bir sahne sanatı olarak varlığını sürdürdü. Hem Türk hem de Yunan versiyonlarının benzerliği, uzun süredir kültürel köken tartışmalarını da bununla beraber getiriyor. Türkiye Karagöz ve Hacivat’ı Osmanlı-Türk kültür mirasının bir parçası olarak değerlendirirken, Yunan tarafı Karagiozis’i kendi halk geleneği içinde gelişmiş örneksiz bir karakter olarak görme eğiliminde. Bilimsel niteliği olan emekler ise bu sanatın Osmanlı coğrafyasında doğup değişik toplumlar tarafınca yerelleştirildiği görüşünde birleşiyor.
BİR ELEŞTİRİ ARACI
Gölge oyununun en dikkat çeken özelliklerinden birinin sözlü performansa dayanması olduğu belirtiliyor. Kuklalar durağan(durgun) figürler olmasına karşın, oyunun gücü doğaçlama diyaloglar, güncel vakalara meydana getirilen göndermeler ve seyirciyle kurulan direkt ilişki üstünden oluşuyor. Bu yüzden Karagöz ve Karagiozis oyunları, yalnız eğlence değil bununla birlikte devrin toplumsal eleştirisini yansıtan canlı bir medya işlevi de görüyor.
USTALAR YAŞATIYOR
19. ve 20. yüzyıllarda gölge tiyatrosu, beyaz perde ve çağıl tiyatronun yaygınlaşmasıyla beraber gerilemeye başlamış olsa da, bilhassa Türkiye’de ve Yunanistan’da geleneksel ustalar tarafınca yaşatılmaya devam etti. Günümüzde ise bu sanat formu hem müzelerde hem de kültürel festivallerde tekrardan görünürlük kazanmıştır. Gölge oyunu bilimsel niteliği olan ilgiyle beraber gezinsel bir kıymeti de yansıtıyor.
Hem Türk hem de Yunan versiyonlarının benzerliği, uzun süredir kültürel köken tartışmalarını da bununla beraber getiriyor.
ATİNA’DAKİ SERGİ
Atina’daki sergi, Karagiozis’in kukla tiyatrosundan çağıl müze anlatısına uzanan dönüşümünü gözler önüne sererken, gölge oyununun hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de hâlâ yaşayan bir kültürel miras bulunduğunu bir kez daha ortaya koydu. Hem de bu mirasın, değişik ulusal anlatılar içinde tekrardan yorumlanarak ortak fakat tartışmalı bir kültürel alan oluşturduğu da sergide vurgulanan unsurlar içinde yer aldı.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
