Internasyonal enerji piyasalarında yaşanmış olan gelişmeler, dünyanın yeni ve oldukca daha büyük bir enerji krizine doğru ilerlediğine işaret ediyor. Uzmanlara bakılırsa mevcut tablo, yalnızca fiyat artışlarıyla sınırı olan değil; arz güvenliği, ekonomik gelişme ve enflasyon üstünde eş zamanlı baskılar oluşturuyor. Bilhassa Orta Doğu’daki çatışmaların enerji altyapılarına zarar vermesi ve eleştiri tedarik yollarını tehdit etmesi, krizin küresel ölçekte hissedilmesine yol açıyor. Bu durum, petrol ve organik gaz fiyatlarında sert dalgalanmalara niçin olurken, birçok ülke ekonomik istikrar açısından zorlanıyor. Güneydoğu Avrupa Enerji Enstitüsü’nün (IENE) Başkanı ve İcra Direktörü Costis Stamboli dünyanın zamanı bir enerji krizine doğru ilerlediğini vurguluyor. Haber Global Web Hususi’e değerlendirme icra eden Eski BOTAŞ Gaz Alımı Daire Başkanı Ali Arif Aktürk ve enerji piyasaları uzmanı Hasan Selim Özertem gelecekle ilgili karamsar olduklarını söylemiş oldu.
1970’lere kıyasla LNG küresel bir emtia haline geldi.
1970’LERE DÖNÜŞ RİSKİ
Söz mevzusu kurumlar, mevcut enerji ortamının en büyük riskinin “stagflasyon” bulunduğunu belirtiyor. Kısaca ekonomik durgunluk ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşanması ihtimali giderek güçleniyor. Bu senaryo, bilhassa 1979’daki ikinci petrol krizine benzer bir tabloyu gündeme getiriyor. O dönemde yaşanmış olan enerji şokunun küresel ekonomide uzun soluklu etkisinde bırakır yarattığı hatırlatılıyor.
YANLIŞ POLİTİKALAR
Stamboli’ye bakılırsa hükümetlerin enerji krizine verdiği tepkiler de tartışmalı. Bilhassa yakıt sübvansiyonları şeklinde uygulamaların tüketimi azaltmak yerine teşvik etmiş olduğu ve bundan dolayı problemi büyüttüğü ifade ediliyor. Buna karşılık, enerji tüketimini sınırlamaya yönelik politikaların daha etkili olabileceği vurgulanıyor. Mesela, bazı Avrupa devletlerinde yakıt kotaları yada tüketim kısıtlamaları şeklinde önlemler gündeme gelebilir. Öteki bir tavsiye ise geçici vergi indirimleriyle fiyat baskısını azaltmak. Bu tür önlemlerin enflasyonist tesirleri sınırlayabileceği belirtiliyor.
JEOPOLİTİK GERİLİM
Enerji krizinin temelinde arz tarafındaki kırılganlıklar içeriyor. Orta Doğu’daki savaşın, dokuz ülkede 40’tan fazla enerji projesini etkilediği ve küresel tedarik zincirinde ciddi aksamalara yol açmış olduğu bildiriliyor. Ek olarak Hürmüz Boğazı şeklinde stratejik geçiş noktalarındaki riskler, enerji ticaretinin sürdürülebilirliği açısından eleştiri bir tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, bu tür darboğazların kapanmasının küresel piyasaları derinden sarsabileceğini belirtiyor.
TÜKETİM KISITLAMALARI
Analistler, krizin etkilerinin bilhassa kısa vadede daha da hissedileceğini belirtiyor. Bu kapsamda Avrupa’da hükümetlerin enerji tüketimini sınırlayıcı önlemler alabileceği öngörülüyor. Bu önlemler içinde yakıt kotaları, fiyat artışları ve mecburi tutum uygulamaları yer alabilir.
KÖTÜMSER TABLO
Ali Arif Aktürk şu değerlendirmeleri yapıyor: “Ben daha da karamsarım. 1973 ve 1979 krizlerinin ötesine geçen bir duruma ilerliyoruz. 1973 krizinde OPEC sonucu vardı, kalkınca eski duruma hızla dönüldü. 1979’da İran devrimi sebebiyle kriz yaşandı. Fakat bugünün o dönemlerden bir farkı var; bugün LNG ihtiyacı yoğun bir halde gündemimizde. Geçmişte LNG bu kadar yaygın değildi. Sadece LNG küresel bir emtia haline geldi. Şu anda piyasada erişilebilir petrol fiyatlanabiliyor. Vadeli işlemlerle fiziki petrol arasındaki ilişki koptu. Petrol kapanın elinde kalıyor. Yalnız petrol değil petrokimya tesisleri de etkilenmeye başladı. Dünyanın kükürt üretiminin yüzde Körfez’den sağlanıyor. Gübrenin hammaddesi olarak kullanılıyor. Plastik sanayiinde kullanılan ürünler etkilenmeye başladı. Tanker kapasiteleri de etkileniyor. Bilhassa 2 milyon varillik tankerler uzaklaşıyor.”
Şu anda piyasada erişelebilir petrol fiyatlanabiliyor.
1970’LERİ AŞABİLİR
Özertem ise şunları kaydediyor: “1973 krizinden değişik bir krizle karşı karşıyayız. O dönemde ciddi fiyat artışları ve ambargolar söz mevzusuydu. Bugün ise sorun yalnızca bir petrol krizi değil; bununla beraber LNG ve alüminyum sevkiyatlarında yaşanmış olan aksaklıkların da etkili olduğu oldukca boyutlu bir arz kriziyle karşı karşıyayız. Daha da önemlisi, gübre ve petrokimya şeklinde sanayinin temel girdilerini elde eden sektörlerde yaşanmış olan sıkıntılar, üretim süreçlerini direkt etkiliyor. Bu durum, krizin daha derin ve belirgin hale gelmesine yol açabilir. Önümüzdeki dönemde fiyatların artması, tarımsal üretimde verim düşüşleri yaşanması ve buna bağlı olarak besin fiyatlarının yükselmesi olası görünüyor. Ekonomide genel bir yavaşlama beklenirken, bununla beraber stagflasyon riski de giderek güçleniyor. Bu sürecin bir ila iki yıl sürmesi ihtimaller içindedir. Sadece ihtimaller içinde bir ateşkes, krizin etkilerini sınırlayabilir; çatışmaların uzaması ise süreci daha da derinleştirecektir.”
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
