Kriter Dergisi Genel Gösterim Yönetmeni ve Türk fikir kuruluşu Siyasal, Ekonomik Vakfı’nda araştırmacı Mustafa Caner, “Türkiye’nin en mühim pozitif yanları, taraflarla süratli ve netice odaklı yazışma kurabilmesi, genel olarak daha dengeli bir duruş sergilemesi ve taraflarla ilkeli bir halde yazışma kurması, şu anda arabuluculuk için en uygun aday olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin şu anda hem Donald Trump yönetimiyle hem de asırlardır komşu olduğumuz İran’la iyi ilişkileri var” dedi. ve Toplumsal Araştırmalar (SETA), Daily Sabah’a söylemiş oldu.
Geçtiğimiz günlerde ABD merkezli Axios gösterim organı, Donald Trump yönetiminin ihtimaller içinde bir antak kalma için İran’la birden fazla diplomatik kanal üstünden iletişime geçmeye açık bulunduğunu bildirdi. Bu yardım, Türkiye’nin Washington ile Tahran arasındaki müzakereler için potansiyel bir merkez haline geldiği iddialarının ortasında, Trump’ın Körfez’de büyük bir ABD askeri yığınağı emri vermesinin arkasından geldi.
Caner, Türkiye’nin ulusal çıkarlarının korunması açısından bu arabuluculuk rolünün gerekliliğine işaret ederken, “Türkiye de ihtimaller içinde bir İran-ABD çatışmasından ciddi şekilde zarar görür ve bu arabuluculuk rolünü üstüne almak zorunda kalır. Tarafların kendilerinin de Türkiye’ye arabulucu görevi mevzusunda pozitif baktığını anlıyorum.”
Caner, Türkiye’nin son arabuluculuk çabalarını yineleyerek, “Türkiye’nin normal olarak oldukca varlıklı bir arabuluculuk geçmişi ve köklü bir deneyimi var. Bilhassa Rusya-Ukrayna savaşı esnasında, Ortadoğu ülkeleri içinde ve Afganistan ile Pakistan içinde ortaya çıkan çatışmalarda.”
Axios’un iddialarına ek olarak diplomatik kaynaklar, ABD’nin Orta Doğu hususi temsilcisi Steve Witkoff ve Abbas Araghchi’nin ihtimaller içinde bir nükleer anlaşmanın çerçevesini görüşmek suretiyle Cuma günü İstanbul’da bir araya gelmelerinin beklendiğini söylemiş oldu.
Planlanan görüşmelerin, bölgesel aktörlerin ABD ile İran arasındaki gerilimi hafifletmeye ve diyaloğu tekrardan canlandırmaya çalmış olduğu Türkiye, Mısır ve Katar’ın son günlerde yoğunlaşan diplomatik çabalarının bir sonucu olduğu söyleniyor.
Dahası, şu anda hem askeri çatışmanın hem de diplomasinin mümkün olmaya devam ettiğini ve hangi yolun galip geleceğine dair net bir gösterge olmadığını da savundu. Ciddi bir çatışma riski göz ardı edilemezken, tarafların son açıklamaları daha pozitif bir ton sergiledi ve müzakerelere açıklığın devam ettiğine ve potansiyel bir anlaşmaya varılabileceğine işaret etti.
Öte taraftan Mardin Artuklu Üniversitesi öğretim görevlisi ve Mokha Center Türkiye Emek harcamaları Direktörü Mehmet Rakipoğlu’na bakılırsa İsrail, 7 Ekim’deki Mescid-i Aksa Tufanı’nın arkasından etken olarak ABD’yi İran’la askeri çatışmaya çekmeye çalıştı.
Rakipoğlu, “Hem mevcut gerginlikler hem de daha önceki hücum dikkate alındığında, ABD’nin İran’a saldırması yönündeki baskının büyük seviyede İsrail tarafınca yönlendirildiği görülüyor. Trump da bu süreçte ikili bir oyun oynuyor olabilir. Aslolan etken, uzun süredir ABD’nin İran’ı vurmasını isteyen İsrail’dir.”
Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Washington’u, İsrail’in İran’a hücum düzenleme baskısına kapılmaması mevzusunda uyarmış ve bunun aslına bakarsanız kırılgan olan bölgeye ciddi zarar vereceğini söylemişti. İranlı mevkidaşı Abbas Araghchi ile İstanbul’da düzenlemiş olduğu ortak basın toplantısında, “ABD yönetiminin sağduyulu davranacağını ve buna izin vermeyeceğini umuyoruz.” dedi.
ABD’nin İran’a saldırma mevzusundaki isteksizliğine dikkat çeken Rakipoğlu, Venezuela ve Grönland mevzularında Avrupa’dan oldukca azca destek gören Washington’un, İran’a karşı benzer bir hamlenin gene Avrupa’nın desteğini sağlayamayacağı mevzusunda davranışlarında ölçülü göründüğünü altını çizdi.
“Türkiye bu aşamada etken rol oynamış benzer biçimde görünüyor. Ankara, ABD saldırısını direkt engellemek yerine, bölgenin istikrarsızlığa sürükleneceği koşulları ortaya koymuş ve bu temelde ABD’yi değişik bir yol izlemeye teşvik etmiş olabilir.”
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde diplomaside yükselen profili, sulh çabalarında da meyvelerini verdi.
Dost Azerbaycan için mühim bir mesele olan Karabağ ihtilafında Erdoğan, Türkiye’nin Bakü’nün Ermeni işgaline karşı mücadelesine desteğini dile getirdi. Cumhurbaşkanının askeri ve siyasal desteği, 27 Eylül 2020’de başlamış olan İkinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın zaferiyle probleminin 44 günde çözülmesiyle sonlandı. Bu cenk, 26 senelik yasadışı Ermeni işgaline fiilen son verdi ve Azerbaycan’ın topraklarını özgürleştirmesine destek oldu.
Türkiye’nin seçilmiş meşru hükümete verdiği destek, Libya’nın Kaddafi sonrası dönemde başlamış olan siyasal çalkantıların sona ermesine destek oldu. Libya, internasyonal aktörlerin desteklediği silahlı milislerin darbe ve çatışmaları tırmandırmak amacıyla başkent Trablus’a girmeye çalmış olduğu bir süreçten, Türkiye’nin desteğiyle dengelerin değişmesine doğru ilerledi.
Uzun süredir Batı’nın emperyalist emellerine mevzu olan Afrika’da, Erdoğan’ın arabuluculuk çabaları sonrasında sulh rüzgarları esmeye başladı. 2024’te cumhurbaşkanı Somali ile Etiyopya arasındaki krizin çözümü için de devreye girdi.
