Akdeniz ülkeleri artan kuraklık ve nüfus baskısı sebebiyle deniz suyunun arıtılarak içme suyuna dönüştürülmesi projelerine hız verirken, benzer bir münakaşa Türkiye için de tekrardan gündeme geldi. Yunanistan Çevre Bakanlığı, su kıtlığını gidermek amacıyla 75,5 milyon euro değerinde 42 su temin projesini onayladı. Bu projeler içinde, ilk kez tuz arıtma tesisi kurulacak adalar için de su temin tesisleri bulunuyor. Yunanistan’da adalar için başlatılan yeni deniz suyu arıtma yatırımlarını örnek gösteren uzmanlar, İstanbul başta olmak suretiyle büyük metropoller için bu yöntemin artık ertelenemez bulunduğunu vurguluyor. Türkiye’de denizden su arıtma konusunu İstanbul Çevre Konseyi Onursal Başkanı ve deniz-su ürünleri uzmanı Zafer Murat Çetintaş’a sorduk.
Ege Denizi’nde tuzluluk oranı binde 38 civarındayken Karadeniz’de bu oran binde 3.
DEVLETİN KARARI VARDI
Çetintaş, 1980’li yılların ortasında Bakanlar Kurulu’nun İstanbul için deniz suyu arıtma tesislerini “son umar” olarak öngören bir karar aldığını hatırlatarak, bu kararın bugüne dek hayata geçirilmediğini söylemiş oldu. “Devlette devamlılık esastır” diyen Çetintaş, “O gün alınan karar bugün fazlaca daha dirimsel hâle geldi. İstanbul’un 2050 senesinde 25 milyon nüfusa ulaşacağı varsayımıyla meydana getirilen planlama, daha 2050’ye gelmeden fiilen gerçekleşti. Bu şartlarda su krizinin yaşanmaması mümkün değil” ifadelerini kullandı.
KARADENİZ AVANTAJI
Denizden su arıtma mevzusunda teknik açıdan Türkiye’nin mühim bir avantaja haiz bulunduğunu vurgulayan Çetintaş, Karadeniz’in düşük tuzluluk oranına dikkat çekti. Çetintaş şunları söylemiş oldu: “Ege Denizi’nde tuzluluk oranı binde 38 civarındayken Karadeniz’de bu oran binde 3’tür. Bu, Karadeniz suyunun fazlaca daha düşük enerjiyle arıtılabileceği anlamına gelir. Bilhassa Karadeniz kıyısındaki kamu arazilerinde deniz suyu arıtma tesisleri kurulmalı. Bu tesisler 365 gün, 24 saat çalışmalı; enerji ihtiyacı ise güneş enerjisiyle karşılanmalıdır.”
BARAJLARA DESTEK
Çetintaş, arıtılan deniz suyunun mevcut altyapı kullanılarak İstanbul’un baraj sistemine entegre edilebileceğini de belirtti. Papuçdere ve Kazandere barajlarını örnek gösteren Çetintaş, bu barajların devamlı dolu tutulmasının İstanbul için bir “güvenlik supabı” işlevi göreceğini söylemiş oldu. Bugün dünyada 120’den fazla şehirde, yüksek tuzluluk oranına haiz denizlerden bile içme suyu elde edildiğini hatırlatan Çetintaş, Türkiye’de Avşa Adası’nın bunun somut bir örneği bulunduğunu belirtti. Bundan dolayı Devlet Su İşleri ile belediyelerin mutlak halde koordinasyon içinde emek vermesi icap ettiğini altını çizdi.
Çetintaş, Türkiye’de Avşa Adası’nın bunun somut bir örneği bulunduğunu belirtti.
GÖLLER KURUYOR
Türkiye’de ortalama 50 büyük göl bulunduğunu, bunların yarısının kuruduğunu söyleyen Çetintaş, çözüm olarak büyük nehirlerden göllere su taşınmasını önerdi. “Bugün doğalgaz ve petrol için 2 bin kilometreyi aşan boru hatları var ise, aynı mühendislik kapasitesiyle nehirlerden göllere su taşımak da mümkündür” dedi. Bu yöntemin bir örneğinin Akdeniz’den Kıbrıs’a su taşınması projesi bulunduğunu belirten Çetintaş, Sakarya, Gediz, Seyhan, Ceyhan, Yeşilırmak ve Kızılırmak şeklinde nehirlerin Anadolu’daki su dengesinde tehlikeli sonuç rol oynadığını açıkladı.
BODRUM UYARIYDI
Bodrum örneğini hatırlatan Çetintaş, “Nüfusu taşıma kapasitesinin fazlaca üstüne çıkan yerleşimler susuzlukla karşı karşıya kalıyor. Bodrum bu yaz bunu yaşadı. Tedbir alınmazsa bu tablo tüm ülkeye yayılabilir. Yağmur yağıyor fakat sularımızı tutamadan denize akıtıyoruz” dedi.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
