Kuantum fiziğinin önde gelen isimlerinden Carlo Rovelli, bu kez fizik değil direkt felsefe tartışmasıyla gündemde. Institute of Art and Ideas’a (IAI) konuşan Rovelli, yeni kitabı “On the Equality of All Things” (Tüm Şeylerin Eşitliği Üstüne) üstünden gerçek dediğimiz şeyin ne olduğu sorusunu ortaya attı. Rovelli’ye gore “Elektron hakkaten var mı?” sorusu bile baştan sorunlu olabilir. Şundan dolayı ilkin “gerçek olmak” dediğimiz şeyin ne anlama geldiğini bilmemiz gerekiyor. Rovelli, bilim ve felsefenin tüm görünümlerin arkasındaki değişmez ve nihai gerçekliğe hiçbir süre ulaşamayabileceğini korumak için çaba sarfediyor.
“İŞTE BİR EL, İŞTE DİĞERİ”
Analitik felsefenin kurucu isimlerinden G. E. Moore’un yaklaşımı Rovelli’nin tartışmasına verilebilecek en mütevazı cevaplardan birini sunuyor. Moore, dış dünyanın varlığını kanıtlamaya çalışırken meşhur şekilde ellerini örnek göstermişti: “İşte bir el, işte diğeri.” Düşünür bu örnekle rahat bir fotoğraf çizdi: Bir felsefeci dış dünyanın varlığından kuşku etmek için oldukca karmaşık bir kuram kurabilir fakat elimizin, masanın yada karşımızdaki insanoğlunun var bulunduğunu bilmemiz, teoriden değişik olarak canlı, gerçek bir olgudur. Moore düşüncenin, günlük hayatta bildiğimiz şeyleri hiçbir gerekçe olmadan yok sayarak başlayamayacağını ileri sürdü.
GÖRÜLEN İLE GERÇEKLİK AYNI MI?
Bertrand Russell ise tartışmayı daha değişik ele aldı. Mesela, bir masaya baktığımızda kahverengi bulunduğunu söylüyoruz. Sadece ışık değişince masanın rengi de gözümüze değişik görünüyor. Masaya başka bir açıdan baktığımızda ise şekli bile değişmiş benzer biçimde algılanıyor. Russell’ın temel sorusu şuydu: Gördüğümüz masa ile bizlerden bağımsız olarak mevcud masa aynı şey mi? Russell dış dünyayı reddetmedi. Tam tersine, duyularımızla karşılaştığımız şeylerden hareket ederek bizlerden bağımsız fizyolojik dünya hakkında iyi mi informasyon sahibi olabileceğimizi araştırdı. Bu yüzden analitik felsefedeki realizmi, Rovelli’nin ifade etmiş olduğu benzer biçimde “ne görüyorsak gerçek odur” biçimindeki rahat bir görüşe indirgemek kolay değil.
Meşhur düşünür G. E. Moore dış dünyanın varlığını anlatırken kendi ellerini örnek göstermişti: “İşte bir el, işte diğeri.” Analitik felsefenin en meşhur örneklerinden biri, gerçeklik tartışmasını gündelik yaşamın en rahat deneyimine taşıdı. (University of Cambridge Archives)
GERÇEKLİK DONMUŞ NESNELERDEN İBARET DEĞİL
Alfred North Whitehead ise gerçekliği yalnızca masa, taş yada iskemle benzer biçimde birbirinden ayrı ve değişmeyen nesneler toplamı olarak düşünmeye karşı çıktı. Whitehead mühim olanın doğadaki oluş, değişiklik ve ilişkiler bulunduğunun altını çizdi. Bir dere yalnızca belirli oranda sudan ibaret olmadığı benzer biçimde gerçeklik de yan yana duran durağan(durgun) nesnelerden oluşmuyordu. Rovelli eleştirisini dile getirirken analitik düşüncenin bu noktayı hali hazırda ifade ettiğini de gözden kaçırıyor.
SORUN DİL VE TANIMLARDA MI?
Felsefeci Ludwig Wittgenstein ise tartışmayı başka bir noktaya taşıdı. Wittgenstein geç döneminde, düşüncedeki birçok büyük probleminin, kelimeleri günlük kullanımından koparıp yanlış yerde kullanmamızdan kaynaklanabileceğini düşündü. Wittgenstein açıkça “gerçeklik hakkaten gerçek midir?” benzer biçimde bir sual sorduğumuzda ilkin “gerçek” kelimesini burada iyi mi kullandığımıza bakmamız gerektiğine dikkat çekti. Rovelli de “Bir elektron gerçek midir?” sorusunun, “gerçek” kelimesinin anlamını baştan kabul etmiş olduğu için yanlış kurulmuş olabileceğini ileri sürmekte. Bu ifade direkt Wittgenstein’in altını çizdiği soruya değiniyor. Günümüz düşünürlerine gore “gerçeklik” sorusuna tek bir yanıt verilemiyor.
