Kemal Ilıkkan’ın ilk romanı Süre Salıncağı – Bayağı Birinin Hikâyesi, Epos Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Roman, gençlik hayalleri ile yaşamın sert gerçekleri içinde sıkışan bir kuşağın hikâyesini merkezine alıyor. Yarım kalmış bir romanı tamamlama çabası çevresinde şekillenen anlatıda, bir gazeteci ve senaristin kurgu ile gerçek, yazmak ile gündelik yaşam arasındaki sınırların giderek silinmesiyle yaşamış olduğu içsel dönüşüm ele alınıyor. Hikâyede, Attila’nın beklenmedik ölümü ve geride bıraktığı roman taslakları mühim bir kırılma noktası oluşturuyor. Attila’nın yarım bıraktıklarını tamamlamaya kabul eden arkadaşı Ulaş, bu süreçte hem onun metinleriyle hem de kendi geçmişi ve hafızasıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Ulaş’ın gazetecilik yaşamı sürerken, tamamlamaya çalmış olduğu metinler giderek kendi yaşamının içine sızıyor ve kurgu ile gerçeklik arasındaki çizgi belirsizleşiyor.
GEÇMİŞ VE GELECEK
Roman, bireysel hikâyelerin toplumsal arka planla iç içe geçmiş olduğu bir zeminde aşama kaydediyor. Vakalar, daha fazlaca bireylerin kişisel dünyaları ve ilişkileri üstünden şekillenirken, devrin genel atmosferi de arka planda hissediliyor. Bu bağlamda yapıt, yalnız kişisel bir hikâye değil, hem de bir devrin ruhuna dair izler de taşıyor. “Salıncak” metaforu ise romanın merkezinde içeriyor. İnsan zihninin devamlı geçmiş ile gelecek içinde gidip gelmesini simgeleyen bu metafor, eserde hem bireysel hafızayı hem de varoluşsal bir sorgulamayı besliyor. Yazar, insanoğlunun ilerlediğini düşündüğü halde aslına bakarsak devamlı bir salınım içinde olabileceği fikrini öne çıkarıyor.
KENDİNİN TANIĞI OLMAK
Acıklı öğelerle bazen otoironiyi birleştiren Süre Salıncağı, okuru hem karakterlerin iç hayatına hem de kendi yaşam algısına dönük bir sorgulamaya çağrı ediyor. Roman, “Yaşam hakkaten ileriye mi gider, yoksa yalnız o şekilde mi hissederiz?” sorusu çevresinde şekillenerek, ferdin kendi hikâyesinin tanığı olma hâlini merkezine alıyor.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
