İran merkezli Hürmüz Boğazı’nda yaşanmış olan gerilim ve buna bağlı olarak küresel petrol ile LNG akışlarında ortaya çıkan aksamalar, enerji piyasalarında arz güvenliği tartışmalarını tekrardan küresel gündemin en üst sırasına taşıdı. Küresel petrol ticaretinin mühim bir bölümünün geçmiş olduğu Hürmüz’de yaşanmış olan kesintiler, hem kısa vadede arz daralmasına hem de uzun solukta enerji fiyatlarında kalıcı bir risk priminin oluşmasına yol açıyor. Alternatif güzergâhların sınırı olan olması ve sigorta ile lojistik maliyetlerinin hızla yükselmesi, küresel enerji ticaretini daha kırılgan hale getiriyor.
Enerji piyasalarının daha da öngörülemez hale gelebileceği belirtiliyor. (Fotoğraf: AA)
PETROLDE TARİH 2030’LAR
Bain&Company’nin “Energy and Materials 2026” raporuna bakılırsa bu jeopolitik baskı, aslına bakarsan yapısal olarak yükselen küresel enerji talebiyle birleşerek piyasaları daha da zor bir dengeye sürüklüyor. Rapora bakılırsa enerji talebi artık tek bir zirve noktasına ulaşmak yerine değişik enerji türlerinde değişik süre dilimlerine yayılan bir yapı sergiliyor. Bu çerçevede petrol talebinin 2030’ların ortalarına doğru bir yayla seviyesine yetişmesi beklenirken, naturel gaz talebinin 2040’lara kadar büyümesini sürdürdüğü, elektrik talebinin ise 2050’ye kadar artış eğilimini koruduğu ifade ediliyor. Bu durum, enerji dönüşümünün doğrusal değil, süre içinde değişik hızlarda ilerleyen bir süreç bulunduğunu ortaya koyuyor.
YAPAY ZEKA DA ARTIRDI
Raporda petrol talebindeki yavaşlamanın temel sebepleri içinde ulaşımda elektrik seçeneğinin artması ve enerji verimliliğindeki kazanımlar gösterilirken, naturel gazın bilhassa kömürden çıkış sürecinde geçiş yakıtı olarak önemini koruduğu vurgulanıyor. Elektrik talebindeki devamlı artış ise suni zekâ, veri merkezleri ve dijital altyapı yatırımlarının etkisiyle enerji sisteminin merkezinin giderek elektriğe kaydığını ortaya koyuyor. Bain analizine bakılırsa suni zekâ kaynaklı veri merkezleri, kesintisiz enerji ihtiyacı ve yüksek işlem gücü gereksinimi sebebiyle küresel elektrik talebini beklenenden daha süratli artıran en mühim faktörlerden biri haline gelmiş durumda. Buna gelişmekte olan ekonomilerdeki endüstri büyümesi ve kentleşme de eklendiğinde, küresel enerji talebinin yüksek seviyesini koruduğu belirtiliyor.
ARZ ŞOKU UYARISI
Tüm bu yapısal baskıların üstüne Hürmüz Boğazı kaynaklı arz şokunun eklenmesi, enerji piyasalarında hem arz güvenliği hem de fiyat istikrarı açısından daha karmaşık bir tablo oluşturuyor. Arz tarafındaki bu kırılganlık, aslına bakarsan yükselmekte olan talep eğilimiyle birleşerek enerji fiyatlarında yukarı yönlü kalıcı bir baskı yaratıyor. Bain raporuna bakılırsa enerji sistemi, bir taraftan 2035–2050 dönemine yayılan uzun vadeli talep artışıyla, öteki taraftan kısa vadeli jeopolitik arz şoklarıyla aynı anda şekilleniyor. Bu durum, enerji piyasalarını daha öngörülemez hale getirirken, dönüşüm sürecinin de hızdan oldukça kırılmalarla ilerlediğini gösteriyor.
Petrol talebinin 2030’ların ortalarına doğru bir yayla seviyesine yetişmesi umut ediliyor.
100 MİLYON VARİL SEVİYESİ
Küresel petrol ticaretinin ortalama yüzde 20’sinin Hürmüz Boğazı’ndan geçmiş olduğu, bu hattaki kesintilerin günlük milyonlarca varil ham petrol akışını etkilediği belirtiliyor. LNG taşımacılığında gecikmelerin arttığı ve tanker sigorta maliyetlerinin bazı rotalarda yüzde 30, yüzde 50 oranında yükseldiği ifade ediliyor. Petrol talebinin 2030’ların ortalarında günlük ortalama 100 milyon varil seviyesinde yayla yapmasının öngörüldüğü, naturel gaz talebinin ise 2040’a kadar büyümesini sürdürdüğü belirtiliyor. Küresel LNG tecim hacminin son yıllarda ortalama yüzde 60 oranında genişlediği ifade ediliyor.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
