Fidan, Yunan ve İngiliz dışişleri bakanlarının yanı sıra hem Türk hem de Yunan Kıbrıs taraflarından liderlerle beraber görüşmelere katıldı.
Türkiye’nin en iyi diplomatı, adada, hem topluluğa yarar elde eden hem de bölgesel ve internasyonal istikrara katkıda bulunan mevcut gerçeklere dayanan gerçekçi ve adil bir çözüm ihtiyacını altını çizdi.
“Yaklaşımımız yapıcı” dedi. “Başkan Erdoğan’ın vizyonu açıktır-her süre öteki taraf için empati ile kazan-kazan esasına gore çalışıyoruz. Sadece Türk Kıbrısının haklarını göz ardı eden herhangi bir formülü kabul edemeyiz.”
Fidan, Türk haklarını göz ardı etmiş olduğu için adadaki uzun süredir devam eden statükoyu eleştirdi ve Birleşmiş Milletler’in bile Türkiye’nin birçok pozisyonunu kabul ettiğini de sözlerine ekledi.
Fidan, “Görüşme yada rasyonel diyalogdan kaçınan bir ülke değiliz” dedi. “Görüşmelerde bulunmaya devam edeceğiz ve bugünün tartışmalarının karşılıklı olarak yararlı çözümlere yol açmasını umuyoruz. Masada fikirlerimiz ve senaryolarımız var ve önceki toplantılardan gelen kararları inceleyeceğiz ve hangi yeni anlaşmaların mümkün olabileceğini keşfedeceğiz.”
Fidan ek olarak bu Mart ayında Cenevre’de düzenlenen Kıbrıs’ta benzer bir gayri resmi toplantıya katıldı.
Bu gayri resmi toplantılar, önceki görüşme süreçlerinin devam etmesini yada yeni bir görüşme sürecinin başlamasını temsil etmez.
Guterres’in isteği üstüne düzenlenen Cenevre toplantısında, taraflar geçiş noktaları, yıkım ve çevre sorunları benzer biçimde ortaklık alanlarına odaklandı, bazılarında ilerleme elde edildi, sadece Yunan Kıbrıs tarafının duruşu sebebiyle diğerlerinde durdu.
Süreci ilerletmek için, BM Genel Sekreteri Kıbrıs’ta Kişisel Elçisi Maria Angela Holguin Cuellar, Mayıs ayında tekrardan atandı ve o zamandan beri adadaki liderler ve yetkililerle ve Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve AB’de fazlaca sayıda ziyaret ve istişarelerde bulunmuş oldu.
Kıbrıs, BM’nin kapsamlı bir yerleşim elde etme mevzusunda bir takım diplomatik çabaya karşın, Yunan Kıbrıslar ve Türk Kıbrıslar içinde onlarca yıl devam eden bir ihtilaf içinde birleşti.
1960’ların başlangıcında başlamış olan etnik saldırılar, Kıbrıslı Türkleri güvenlikleri için yerleşimlere çekilmeye zorladı.
1974 senesinde, Yunanistan’ın talibi ilhak etmeyi amaçlayan bir Yunan Kıbrıslı darbesi, Türkiye Kıbrıslılarını zulüm ve şiddetten korumak için garantör olarak Türkiye’nin askeri müdahalesine yol açtı. Netice olarak, Türkiye Şimal Kıbrıs Cumhuriyeti (TRNC) 1983 senesinde kuruldu.
Garantör ülkelerinin himayesinde İsviçre’de başarısız bir 2017 inisiyatifi de dahil olmak suretiyle son yıllarda bir açık ve kapalı sulh süreci görmüş oldu.
Yunanca Kıbrıs İdaresi, 2004 senesinde AB’ye girdi, aynı yıl Yunan Kıbrıslılar, uzun süredir devam eden anlaşmazlığı sona erdirmek için BM planını tek başına engelledi.
