Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sapanca’da “AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı”nda konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Biz ne kendi içimizde ne de milletimizle aracılarla konuşan, perdeyle konuşan bir kadro asla olmadık. Partimizin kuruluşundan itibaren yatay ve dikey kontakt yayınlarını açık tutmaya, danışma ve istişare kültürünü işletmeye hususi ehemmiyet verdik. Düşüncelerimizi özgürce dile getirdik. Eleştirilerimizi serbestçe ifade ettik. Kendi muhasebemizi hem de oldukca yürekli şekilde, oldukca öz güvenli bir halde yaptık. Partimiz için, hareketimizin istikbali için, mücadelemizin başarısı için en doğru politika her neyse ortak akılla onu bulmanın ve uygulamanın gayretinde olduk. Beraber tespit ettiğimiz hedefler doğrultusunda, gönül birliği içinde, omuz omuza vererek yolumuza kararlılıkla devam ettik. İnşallah 33. İstişare Toplantımızda da aynısını yapacağız.
Kıymetli yol dostlarım, bugün 33. Geleneksel İstişare Toplantımızı yaparken inşallah bir buçuk ay sonrasında da AK Parti’mizin kuruluşunun 25. yıl dönümünü kutlayacağız. 14 Ağustos 2001’de süregelen yolculuğumuz artık çeyrek asrı geride bırakıyor. Çeyrek asırdır, ilkin Cenab-ı Tanrı’ın yardımı, sonrasında kaderimizi kaderiyle bütünleştirdiğimiz aziz milletimizin desteğiyle Türkiye’ye hizmet ediyoruz. 25 senedir durmadan, duraksamadan, yılmadan ve yorulmadan ülkemize, milletimize hizmetkarlık etmenin bahtiyarlığı içindeyiz.
BİZİ TEK BİR MİLLET EDEN ORTAK BİR İMANA SAHİBİZ
Burada şu hususun altını bilhassa çizmek isterim. Şimdi bakınız kıymetli kardeşlerim; biz millet olarak öyleki rastgele bir araya gelmiş, tarih yolculuğu içinde tesadüfen karşılaşmış, dönemin ve coğrafyanın zorlamasıyla kaynaşmış bir topluluk değiliz. Biz birbirine yabancı ve birbirine tahammül etmek zorunda olan bir topluluk, öyleki bir millet de değiliz. Türkiye’nin tamamı, 86 milyon, hep beraber, ortak bir tarihe, ortak bir kadere, şühedanın kanlarıyla sulanmış ortak bir vatana sahibiz.
Her şeyden ilkin biz aynı Peygamber’in ümmeti olarak aynı mukaddes kitabın nuruyla aydınlanan, aynı kubbenin altında nefes alan, aynı ezanı terennüm eden, bizi bir eden, bizi birlikte eden, bizi tek bir millet eden ortak bir imana sahibiz. Yorumlar değişik olabilir. Düşünceler değişik olabilir. Anlayışlar değişik olabilir. Değerlendirmelerimiz değişik olabilir. Mezheplerde, üslupta, yolda, yöntemde değişik kulvarlarda olabiliriz. Meseleleri ele alma biçimleri değişik olabilir. Çözüm önerileri değişik olabilir. Yaşam tarzları, hassasiyetler değişik olabilir. Sadece sonucunda tamamımız aynı vatan toprağı üstünde, aynı bayrak altında, aynı hilalin gölgesinde, aynı istikamete ilerleyen, gönülleri aynı, ülküde kenetlenmiş bir topluluğuz.
86 MİLYONUN HER BİR FERDİ BU DEVLETİN EŞİT DERECEDE SAHİBİDİR
Şunu bir kere oldukca açık ve net söylemek isterim: Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine haiz olan asla kimse vatan toprağında konuk değildir. Kiracı değildir. Sığıntı değildir. Diğeri değildir. Üvey evlat değildir. Tersine, hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir, bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır. Yaşamış olduğu coğrafya neresi olursa olsun, dedeleri nereden gelmiş olursa olsun, mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun, değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır; o halde hepimiz kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir. Ve bu devlet, bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir grubun kökenin değil, bu topraklar üstünde yaşayan 86 milyonun devletidir. 86 milyonun her bir ferdi bu devletin eşit derecede sahibidir.
NORMALLEŞMENİN MÜCADELESİNİ VERDİK
AK Parti olarak kurum çalışmalarına başladığımız andan itibaren kutuplaştırmanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin, dışlamanın çevresinde değil; birleştirmenin, kucaklaştırmanın, barıştırmanın, kaynaştırmanın çevresinde yer aldık.
Biz, hangi alanda olursak olsun, bir hak mücadelesi verirken üstünlük sağlamanın, ayrıcalık sağlamanın değil, eşitlik ve hakkaniyet mücadelesini verdik. Bizim AK Parti olarak eşitlik ve hakkaniyet mücadelemiz birileri tarafınca kutuplaştırma, ayrıştırma olarak lanse edildi. İmtiyazlarını kaybedenler bizi toplumu kamplaştırmakla suçladılar. Hayır, tam tersine biz normalleşmenin mücadelesini verdik.
Bakınız, kendi evlatlarım dahil bu ülkenin kız evlatlarının başörtüsüyle eğitim görmeleri, başörtüsüyle emek harcamaları on seneler süresince engellendi. Oysa bu çocuklar, bu bayanlar başlarını inançlarının bir gereği olarak örtüyorlar. Daha da ötesi bu ülkede dindar olsun ya da olmasın bayanlar yüzyıllar süresince hür iradeleriyle örtündüler. Fakat siz örtünmeyi yasaklarsanız, bu milletin öz kültürü, öz geleneği olan giyim kuşam tarzını, tesettürü yasaklarsanız, siz Anadolu hanımının yaşmağına, yazmasına, çarşafına hor bakarsanız düzgüsel olana karşı çıkmış olmuş olursunuz; toplumu germiş olmuş olursunuz, bayanları kutuplaştırmış olmuş olursunuz, milletin huzurunu kaçırırsınız.
Biz hanımlarla beraber on seneler süresince tesettür mücadelesi verirken bir imtiyazın ardında değildik. Bir ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın ardında değildik. Diğerlerini ötekileştirmenin, diğerlerinin özgürlüklerine müdahale etmenin ardında asla değildik. Biz bir tek normalleşmenin, eşitliğin, adaletin, böylece kaynaşmanın, böylece kucaklaşmanın peşindeydik. Şimdi bazen marjinal, bilgisiz, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son aşama üstenci bir üslupla, küstah bir eda ile güya bayanlara ders veriyor, bayanları aşağılıyor, tehdit ediyor.
Hepimiz şunu anlamalıdır: Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleşmiştir. Türkiye bu meselede eşitlik ve hakkaniyet çizgisine gelmiştir. Türkiye bu meselede olması ihtiyaç duyulan fakat on seneler süresince geciktirilen, on seneler süresince engellenen makul zemine ulaşmıştır.
Artık şunu anlamayanların da anlaması gerekir: Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, köktencilik değildir, ekstrem değildir, belli bir tarikatın, belli bir cemaatin yada ideolojinin sembolü asla değildir. Yaşmağı, yazması, tülbendi, çarşafı, bilhassa örtmesi, ehramı ve diğerleriyle başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normali olacaktır. Bakın bu “yeni düzgüsel” de değildir. Bu, tüm zamanların normalidir. Bin senelik normalimizdir. Önümüze çıkan her meselede ilkemiz işte budur.
25 YILDIR BU İLKELER EKSENİNDE MÜCADELE VERİYORUZ
Bizim 86 milyon hepimizin başka vatanı yok, başka yurdumuz yok, mensubu olduğumuz başka milletimiz yok. Biz burada hep birlikteyiz, biriz, beraberiz, son nefesimize kadar da inşallah burada beraber olacağız.
Biz, bizlerden değişik düşünüyor diye asla hiç kimseye husumet beslemedik fakat şunu da hepimiz bilsin ki kendisinden değişik düşünüyoruz diye asla kimse de bizlere husumet besleyemez. Geçmişte olduğu şeklinde parmak sallamaya, ayar vermeye, doğrultu çizmeye yeltenemez. Kimse bizlere öz yurdumuzda, öz toprağımızda ayrımcılık yapması imkansız mütekebbir bir üslupla bizlere ders veremez. Bu asla kimsenin haddi de değil, hakkı da değildir. Kim ki bu milletin fertleri içinde ayrımcılık halletmeye çalışıyorsa, bu milletin hasımlarına hizmet etmektedir. Kim ki bu ülkenin hanımlarını kılık giysisine nazaran ayrıştırıyorsa Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapmaktadır. AK Parti’yi işte bu temel ilkeler üstüne inşa ettik. 25 senedir da bu ilkeler ekseninde savaşım veriyoruz.
Kıymetli dostlarım, kıymetli dostlarım; politika, “aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde” anlayışıyla yapılmaz. Politika uzlaşmaktır, konuşmaktır, müzakeredir, farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde buluşma çabasıdır. Her meselede birebir aynı düşünmek mecburiyetinde değiliz. Fakat ülkenin ve milletin menfaatine olan mevzularda bir araya gelmek, ortak bir paydada buluşma iradesini, bu erdemi göstermek zorundayız. Bunu da kendimiz, kendi ikbalimiz için değil; ulusal bir ödev bilinciyle, milletin istikbali için yapmak durumundayız.
HEPİMİZ AYNI TOPRAĞIN ÇOCUKLARIYIZ
Cumhur İttifakı çatısı altında, Milliyetçi Hareket Partisi ve kıymetli lideri Sayın Devlet Bahçeli’yle biz işte bunun en güzel örneğini sergiliyoruz. Değişik siyasal partiler olarak ülkemizin bekası, milletimizin barış ve selameti için güç birliği yaptık. Ortak noktalarda buluştuk, Cumhur İttifakı’nı kurduk. Yenikapı ruhuyla milletimize beraber hizmet ediyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeniyle de öteki partilerin seçmenleriyle de normal olarak her mevzuda aynı düşünmüyoruz. Fakat tamamımız aynı vatanın, aynı toprağın, bir çok süre aynı ailelerin çocuklarıyız. Gündüz politika meydanlarında, kürsülerde birbirimize rakip olabiliriz; fakat akşam aynı gökkubbenin altında toplanıyor, kimi süre aynı çatının altında, aynı sofrada buluşuyor, aynı çorbaya kaşık sallıyoruz.
Siyasal farklılıklarımız bizi düşmanlaştırmamalı, bizi birbirimize asla düşman yapmamalı. Düşünce ayrılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, aramızı açmamalı. Doğal bu tarz şeyleri samimiyetle söylerken şu gerçeği de göz ardı etmiyoruz: Bu ülkede siyasal rekabeti husumete çeviren, siyasal farklılığı kutuplaşmaya çeviren, düşünce ayrılıklarını çatışmaya dönüştüren, gerilimden, kutuplaşmadan nemalanan, en başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.
“O şekilde düşünmeyeceksin, öyleki giyinmeyeceksin, o kitabı okumayacaksın, öyleki yazmayacaksın” dediler. “O dili konuşmayacaksın, o türküyü dinlemeyeceksin, oraya gitmeyeceksin, onu öğrenmeyeceksin, öğretmeyeceksin” dediler. Bu milleti ayırdılar, ayrıştırdılar, kutuplaştırdılar, siyasal rekabeti husumete, çatışmaya dönüştürdüler. İşte son olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Suriyeli sığınmacılar üstünden yürüttükleri çirkin kampanyayla mazlumları ayırdılar.
AK Parti olarak 25 yıl süresince yasakları kaldırmanın, hak ihlallerine son vermenin çabası içinde olduk. 25 yıl süresince normalleşmenin mücadelesini verdik. 25 yıl süresince kardeşlik mücadelesi, bu milleti kucaklaştırma mücadelesi verdik. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Cumhur İttifakı’nı kurarak bu mücadeleyi daha da güçlendirdik.
CHP İÇİNDEKİ KAVGANIN TARAFI DEĞİLİZ
Şimdi bakınız kıymetli kardeşlerim, bildiğiniz gibi şu anda CHP içinde bir çatışma, bir ayrışma var. Devamlı söyledim, gene söylüyorum: Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz. Dün yoktuk, bugün de yokuz, yarın da olmayacağız. Birbirlerine tuzak kurdular, birbirlerinin kuyularını kazdılar, birbirlerini yakınma ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Bir Frankenstein ürettiler, şimdi de ceremesini çekiyorlar. Fakat buna karşın bizim arzumuz ve umudumuz şudur: CHP’nin kendi içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır.
Başarabilirler mi, başaramazlar mı normal olarak bunu biz bilemeyiz. Sadece Türkiye’nin her türlü vesayetten arınmış bir ana karşıcılık partisine gereksinim duyduğu son aşama açıktır.
Enerjisini tabandan almayan, enerjisini seçmeninden almayan, enerjisini Türkiye üstüne hesabı olan bazı dış güçlerden, enerjisini yolsuzlukla elde edilmiş yetim hakkından, kara paradan, haram paradan alan bir karşıcılık Türkiye’ye yarar getirmez, zarar getirir. Kendisiyle barışık olmayan, kendi evinde refah bulunmayan, kendi içinde birlik olmayan, teşkilatlarının biri Şam’dan biri Doğu’tan çalan bir yapının Türkiye’ye de milletimize de sunabileceği hiçbir katkı yoktur.
O KALLEŞ DARBEYİ TÜRKİYE’YE YAPTILAR
Bizim tüm arzumuz, Türkiye’nin normalleşmesidir. Bu normal olarak her mevzuda mutabık olabileceğimiz anlamına gelmez. Sadece iktidar kadar muhalefetin de ayaklarının bu vatan topraklarına basması, bu milletin değerlerinden beslenmesi dirimsel derecede önemlidir. Şunu unutmayalım kıymetli dostlar; FETÖ 15 Temmuz’da o hain darbe girişimini yaparken bunu bir tek şahsıma, bir tek bizlere yapmadı. O kalleş darbeyi Türkiye’ye yaptılar, 86 milyon vatandaşımızın tamamına yaptılar. FETÖ ihanet şebekesini bu ülkeden temizlerken kendimiz için değil; devletimiz, milletimiz, geleceğimiz için temizledik.
Siyonizm isminde olan soykırımcı, işgalci, yayılmacı ideoloji bir tek şahsıma, bir tek partimize, bir tek ittifakımıza değil, her insana kast ediyor. Ikimiz de Siyonizm’e karşı savaşım verirken kendimiz için kişisel savaşım vermiyoruz. Bunu kendimizin, milletimizin topyekun bekası için yapıyoruz.
TERÖRÜ ÜLKEMİZ İÇİN SONA ERDİRİYORUZ
Terör örgütü ortalama 40 yıl süresince kan dökerken senden benden diye ayırmıyordu. Kürt’üyle Türk’üyle milletimizin tamamına saldırıyordu. Bugün terörü sona erdirirken belli bir kesim için, belli bir kesimin çıkarı için değil; ülkemiz, vatanımız, devletimiz, milletimiz için sona erdiriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasını kendimiz için değil; bu ülkemiz ve tüm evlatlarımız için, Türkiye’nin aydınlık yarınları için istiyoruz.
Aynı şekilde yol yaparken, köprü yaparken, tünel inşa ederken, milyonlarca konut üretirken, Türkiye’nin müdafa sanayiini güçlendirirken; eğitimde, sağlıkta, enerjide, her alanda destan yazarken belli bir kesimi mutlu etmeyi, belli bir kesimin huzurunu, güvenliğini sağlamayı değil, Türkiye’mizi düşünüyor, Türkiye’mizi dert ediniyoruz.
Bakınız, gereksiz tartışmalarla, gereksiz çatışmalarla, incir çekirdeğini dahi doldurmayan kavgalarla Türkiye geçmişte yıllarını yitirdi, enerjisini yitirdi, fidan şeklinde delikanlılarını yitirdi. “Sağ” dediler, “sol” dediler; “Alevi”, “Sünni”; “Kürt”, “Türk” dediler. Senelerce bu millete oldukca ağır bedeller ödettiler, oldukca büyük acılar çektirdiler. Biz artık milletimizin yeni bedeller ödemesini istemiyoruz. Sanal gerilimlerle bu ülkenin enerjisinin heba edilmesini istemiyoruz. Raf ömrü dolmuş, bayat senaryolarla Türkiye’ye zaman kaybettirilmesini istemiyoruz. Bugün artık hep beraber bu tarz şeyleri geride bırakmanın, geçmişte bırakmanın zamanı gelmiştir.
TÜRKİYE NEYSE AK PARTİ TAM OLARAK İŞTE ODUR
Görüş ayrılıklarımız normal olarak olacaktır. Bunlar bizim zenginliğimizdir. Sadece müştereklerimizi daha da çoğaltmak mümkündür ve bunu başarabiliriz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak başta terörsüz Türkiye sürecimiz olmak suretiyle, dış siyaset şeklinde, güvenlik şeklinde, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi şeklinde ulusal meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, 25 yıl süresince AK Parti’yi kurarken Türkiye’nin tüm renklerinin partimiz içinde temsil edilmesine bilhassa özen gösterdik. AK Parti’nin temellerini ayrıştırma üstüne değil, kucaklaşma üstüne; çatışma üstüne değil, uzlaşma üstüne; kutuplaştırma üstüne değil, birleştirme, bütünleştirme üstüne inşa ettik.
Biz, Mevlana şeklinde “her ne olursan ol, gene gel” dedik. Yunus şeklinde “gelin tanış olalım” dedik. Hacı Bektaş şeklinde “hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda” dedik. 25 senedir bizim kapımız açıktır. Çatımızın altında her insana yer vardır. 25 senedir soframız, Halil İbrahim sofrasıdır. Gönlümüz okyanus misali geniştir.
Türkiye her neyse AK Parti tam olarak işte odur. Bunu kimse yanlış anlamasın. Bunu kimse yanlış yorumlamasın. Bir kitabın binlerce sayfası olabilir. Bir kitabın her bir sayfası değişik renkte olabilir. Bir kitabın her sayfasında değişik bir öykü olabilir. O hikayeler değişik dille, üslupla, duyguyla yazılmış olabilir. Bir ihtimal her sayfanın ayrı bir tezyibi, hattı, minyatürü, ebrusu vardır.
Fakat her kitabın bir kapağı vardır. Kitabı bir arada tutan şirazesi vardır. Kitabı bütünleştiren bir cildi vardır. Her kitabın bir dibacesi, mukaddimesi, önsözü vardır. Kitabın sayfaları ne kadar değişik görünse de usta bir yazarın, tecrübeli bir editörün, becerikli bir mücellidin elinde kitap bir bütündür, nevi şahsına münhasırdır. AK Parti işte bir Türkiye kitabıdır.
Burada her insana bir sayfa var. Burada her insanın hikayesine yer var. Fakat bu kitabın bir cildi, bir şirazesi, bir mücellidi, bir müellifi, kitabın ortak bir ruhu, ortak bir duygusu var. Yolumuz birdir. İstikametimiz birdir. Hedefimiz, gayemiz, menzilimiz birdir. O yolda, o istikamette, o menzile yürümek isteyen hep beraberce yol yürürüz; yolunu ayırana “uğurlar olsun” dediğimiz şeklinde, yolumuza girene de “sefalar getirdin” der, bağrımıza basarız, yol ve savaşım arkadaşlığı yaparız.
İlkelerimizi, sınırlarımızı, çerçevemizi net bir halde çizdik. O çizginin dışına çıkmayız. Çıkılmasına da müsaade etmeyiz. AK Parti kitabının şirazesinin dağılmasına asla göz yummayız. Biz partilerden bir parti değiliz. Biz bir dava hareketiyiz. Biz bir misyonun temsilcisiyiz. Biz mukaddes bir emanetin taşıyıcısıyız. Biz zaferle değil, seferle mükellefiz.
Zafere ulaşmak için her yönteme başvuran, zafere ulaşmak için her yolu mubah gören; ilke, hudut, kaide tanımayan anlayış bizlerden uzaktır. Biz ilkelerle hareket eder, Sırat-ı Müstakim suretiyle sabitkadem yere basar, zaferi de Tanrı’ın takdirinden umarız.
BU DAVA KADİM BİR DAVADIR
Partimiz 25 yıl ilkin iyi mi bir duygu ve coşku suretiyle kurulduysa, bugün de aynı duygu ve coşku içinde yoluna devam ediyor. 25 yıl ilkin hangi ilkeler ve değerler çevresinde kenetlendiysek, bugün de aynı ilkeler ve değerler çevresinde birbirimize yoldaşlık ediyoruz. İstikametimiz nettir. Menzilimiz nettir. Tanrı’a sonsuz hamdolsun ki şımaranlardan olmadık. Başımız dönmeli. Makamlarda eriyip gitmedik. Tekebbüre kapılmadık. İstikametimizi şaşırmadık. Yolumuzdan ayrılmadık. Menzilimizden sapmadık. Milletle gönül bağımızı koparmadık. Hamdolsun büyüdük, güçlendik, dev olduk, 25 senelik destan olduk fakat davamızı unutmadık; nereden geldiğimizi, neyi temsil ettiğimizi, nereye gittiğimizi aklımızdan bir an olsun çıkarmadık. Kurulduğumuz günkü şeklinde diriyiz, heyecanlıyız, azimliyiz, gayretliyiz.
Yolu şaşıranlar kendi yollarına gittiler. Yorulanlar soluklanmak için çekildiler. O şekilde zamanlar oldu ki dostlarımızı kendi ellerimizle toprağa verdik. Gözyaşlarıyla Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Fakat asla boşluk çıkarmadık, bırakmadık. Gidenlerin yerine yenileri geldi. Gençler akın akın geldiler; partimize coşku kattılar, renk kattılar, enerji kattılar.
Devamlı söylüyorum; bu dava kadim bir davadır. Bu dava kökü mazide, gözü atide mukaddes bir davadır. Bu dava bizlerden ilkin vardı, bizlerden sonrasında da var olacak. Bu sorun kişisel bir sorun değildir. Bu savaşım kişisel bir savaşım değildir. Bu savaşım millet mücadelesidir, memleket mücadelesidir. Bu savaşım ümmet mücadelesidir, insanlık mücadelesidir. Rabbim yaşam verdikçe bu mücadeleyi şanla, şerefle yürüteceğiz.
Milletimizin itimatını boşa çıkarmadık, çıkarmayacağız. Milletimizin hayallerini suya düşürmedik, düşürmeyeceğiz. Milletimizin emanetine kir sürmedik, asla kir bulaştırmayacağız. İnandığımız yolda eğilmeden, bükülmeden yürümeye devam edeceğiz.
Hep beraber yazdığımız çeyrek asırlık destanda alın teri, emeği, katkısı olan tüm yol arkadaşlarıma, partimizin en üst kademesinden en uçtaki birimine kadar her bir dava arkadaşıma teşekkür ediyorum. Partimizin çatısı altında bulunmuş, bu harekete omuz vermiş fakat bugün aramızda olmayan, Hakk’ın rahmetine kavuşmuş tüm kardeşlerimize de Tanrı’tan rahmet diliyor, kendilerini hasretle, minnetle yad ediyorum.
