ABD ile İran içinde varılan mutabakat bölgede savaşın sona erebileceğine dair umutları artırırken, anlaşmanın en kırılgan başlığı Lübnan oldu. İsrail, mutabakata karşın Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceğini açıklarken, Tel Aviv’in bölgedeki tansiyonu yüksek tutarak savaşın sürmesi için askeri, stratejik ve istihbari faaliyetlerini artırabileceği değerlendiriliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’a karşı “zamanı zafer” duyuru ederken, İsrail güçlerinin Lübnan’daki güvenlik bölgelerinde kalacağını duyurdu. İsrail Müdafa Bakanı Israel Katz da daha ilkin yapmış olduğu açıklamada, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceğini ve operasyonların süreceğini belirtmişti.
İsrail’in saldırıları sebebiyle Lübnan’da onlarca ev ve işyeri yıkıma uğradı.
HİZBULLAH KABUL ETMİYOR
Mutabakat, İran cephesinde bölgesel savaşı durduracak bir diplomatik çıkış olarak görülürken, İsrail’in Lübnan hattındaki ısrarı anlaşmanın fiilen uygulanmasını zorlaştırıyor. Reuters’a konuşan bir Hizbullah yetkilisi, ABD-İran anlaşmasının arkasından herhangi bir operasyon düzenlemediklerini, sadece ateşkesin İsrail’in tutumuna bağlı bulunduğunu söylemesi ise gözleri tekrardan Lübnan sahasına çevirdi. Aynı yetkili, Hizbullah’ın İsrail’in Lübnan içinde “hareket serbestisi” elde etmesini kabul etmeyeceğini de altını çizdi.
PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI
Öte taraftan ABD ile İran içinde varılan mutabakatta anlaşmanın ekonomik boyutu da münakaşa yarattı. Bazı haberlerde, İran’ın tekrardan inşası ve ekonomik kalkınması için 300 milyar dolara kadar çıkabilecek bir yatırım-fon mekanizmasının masada olduğu öne sürüldü. Sadece Başkan Trump, ABD’nin İran’a direkt 300 milyar dolarlık ödeme yapacağı iddialarını “yalan haber” olarak nitelendirdi. Analistler ise başlangıçta İran’daki rejimi zayıflatmak, uranyum zenginleştirme kapasitesini durdurmak ve nükleer tesisleri hedef almak amacıyla süregelen sürecin gelinen noktada diplomatik pazarlığa dönüştüğünde hemfikirler. Stratejistlere gore de Lübnan cephesinde İsrail’in geri adım atmaması, bu mutabakatın barıştan oldukça kırılgan bir ateşkes zemini üstünde ilerlediğini gösteriyor.
GÜVENLİK DERİNLİĞİ PLANI
Bölge uzmanlarına gore sahada ortaya çıkan tablo, Doğu Akdeniz kıyılarından Golan çevresine, sonrasında da Suriye’nin güneyine uzanan yeni bir kriz kuşağına işaret ediyor. Analistlere gore Tel Aviv yönetimi, Lübnan’ın güneyinde yalnızca geçici bir güvenlik hattı oluşturmak istemiyor. Amaç, İsrail’in “güvenlik derinliği” üretme doktrinini sahada kalıcı hale getirmek. Bu öğreti, sınırın karşı tarafında yaşayan nüfusu baskı altında tutmayı, bazı bölgeleri boşaltmayı, yerleşim alanlarını işlevsiz hale getirmeyi ve ikmal hatlarını keserek karşı tarafın askeri hareket kabiliyetini sınırlamayı hedefliyor.
TÜRKİYE İÇİN RİSKLER
Bu tablo ise Türkiye açısından dikkatle izlenmesi ihtiyaç duyulan oldukça katmanlı riskler barındırıyor. Zira Lübnan’ın güneyinde yaşanmış olan askeri hareketlilik, direkt Türkiye sınırına yakın bir bölgede gerçekleşmese de Suriye’nin toprak bütünlüğü, yeni göç dalgaları, vekil unsurların hareket alanı, sınır güvenliği ve bölgesel güç dengesi bakımından Ankara’yı yakından ilgilendiriyor.
ENERJİ SAVAŞLARI
İsrail’in stratejik hesabının bir ayağını da Levant havzasındaki hidrokarbon yatakları ve bu kaynakların Doğu Akdeniz üstünden taşınacağı enerji hatları oluşturuyor. Uzmanlara gore Tel Aviv yönetimi, Tamar, Leviathan ve Karish benzer biçimde enerji sahalarının güvenliğini sağlama sebebi öne sürülerek Doğu Akdeniz’de daha geniş bir askeri ve diplomatik hareket alanı üretmek istiyor. Bu strateji, Lübnan’ın güneyinden Suriye kıyılarına, oradan Kıbrıs-Yunanistan hattına uzanan enerji rotalarıyla direkt bağlantılı. Güvenlik uzmanlarına gore Naqoura’dan Al-Bayyada’ya, Beit Lif-Srifa-Rshaf hattından Khiam ve Taybeh eksenine kadar uzanan İsrail manevralarının temel amacı ise belirli alanları birbirinden koparmak, ikmal damarlarını kesmek ve kalıcı bir tampon dönem oluşturmak.
Dr. Hüseyin Fazla: “Golan çevresi ve Hermon hattı da bu planın tehlikeli sonuç unsurları içinde yer ediniyor.”
BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIĞI TETİKLER
STRASAM Direktörü, Emekli Hava Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla ise, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren son gelişimleri değerlendirirken, şunları söylüyor: “İsrail’in Cenup Lübnan’daki hamleleri, Doğu Akdeniz’den Suriye içlerine uzanan yeni bir askeri, siyasal ve ekonomik seviye kurma arayışının parçası. İsrail’in Lübnan’da oluşturduğu baskı mimarisinin Suriye’ye taşınması, Türkiye’yi hem diplomatik hem de askeri açıdan daha zor bir denklemle karşı karşıya bırakabilir. Bu şekilde bir senaryoda Ankara, bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü müdafa çizgisini korumaya çalışırken, öteki taraftan sınır güvenliği ve göç baskısı benzer biçimde somut risklerle savaşım etmek zorunda kalır.”
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
