Türk ekonomisinde dalgalı seyir sürerken, hem pozitif hem negatif rakamlar seti dikkat çekmeye devam ediyor. Bütçe gelirlerindeki kuvvetli artış, açığın geçen senenin aynı ayına nazaran daralması ve faiz dışı dengenin tekrardan fazla vermesi, kamu maliyesinde sınırı olan da olsa bir toparlanma görüntüsü oluşturmuş vaziyette. Sadece rakamların perde arkasında oldukca daha sert bir denklem de söz mevzusu. Faiz ödemeleri senenin ilk üç ayında neredeyse ikiye katlanırken, gelişme ile enflasyon arasındaki kırılgan denge ise tekrardan baskı altına girmiş vaziyette. Gömü ve Maliye Bakanlığı verilerine nazaran mart ayında merkezi yönetim bütçe gelirleri geçen senenin aynı ayına nazaran yüzde 61 artarak 1 trilyon 230 milyar liraya terfi etti. Aynı dönemde bütçe harcamaları yüzde 42 artışla 1 trilyon 460 milyar liraya çıktı. Böylece mart ayı bütçe açığı 229,8 milyar liraya gerilerken, faiz dışı dengede ise daha dikkat çekici bir iyileşme görüldü.
Geçen yıl mart ayında ortalama 100 milyar lira açık veren faiz dışı denge ise bu yıl 6,1 milyar lira fazla verdi.
FİNANSMAN MALİYETLERİ
Sadece uzmanlara nazaran bu iyileşmenin kalıcı ve rahatlatıcı bir zemine oturduğunu söylemek için hemen hemen erken. Senenin ilk üç ayındaki faiz harcamaları, geçen senenin aynı dönemine nazaran yüzde 89 artarak 876 milyar liraya ulaştı. Yalnız mart ayındaki faiz gideri ise 235,9 milyar lira olarak kaydedildi. Bu tablo, bütçede görülen toparlanmanın mühim bölümünün, giderek ağırlaşan finansman maliyetlerinin gölgesinde şekillendiğini göstermiş oldu.
ENFLASYON ETKİSİ
Analistler ise bütçe dengesindeki düzelmenin üretim, yatırım ve refah artışına dayalı bir güçlenmeden oldukca, enflasyonist gelir tesiri ile vergi tahsilatındaki sıkılaşmadan beslendiğine bilhassa dikkat çekiyorlar. Bu da kamu maliyesinde görülen toparlanmanın, geniş cemiyet kesimlerine yayılan bir ekonomik rahatlamadan ziyade, yüksek fiyat artışları ve artan yükümlülükler üstünden oluştuğunu gösteriyor.
“RAHATLAMA YOK”
Ortaya çıkan son tabloyu yorumlayan Kurumsal İktisat Uzmanı Gülsev Duran ise şu uyarı ve tespitleri sıralıyor: “Gelir tarafındaki artış yapısal bir rahatlamadan oldukca, yüksek enflasyonun ve sertleşen tahsilat performansının tesirini yansıtıyor. Mart ayında vergi gelirleri senelik bazda yüzde 64 artarak 1 trilyon 57 milyar liraya çıktı. Ocak-mart döneminde ise vergi gelirlerindeki artış yüzde 66’ya ulaştı ve toplam tahsilat 3 trilyon 360 milyar lirayı buldu. Faizler, paylar ve cezalar kalemindeki yükseliş de bu zamanda dikkat çekti. Söz mevzusu kalem martta yüzde 86, ilk çeyrek genelinde ise yüzde 72 arttı.”
PERSONEL GİDERLERİ
“Harcama tarafında da benzer bir ikili yapı var. Personel giderleri martta yüzde 44 artarak 406 milyar liraya, ilk çeyrekte yüzde 41 artışla 1 trilyon 298 milyar liraya terfi etti. Cari transferler üç aylık dönemde yüzde 66 artarak 1,6 trilyon liraya çıktı. Buna karşılık ana para giderlerinin ilk çeyrekte yüzde 33 gerileyerek 116 milyar liraya inmesi dikkat çekti. Bu tablo, bütçede yatırım niteliği taşıyan harcamaların görece geri çekildiğini, mecburi ve cari nitelikli kalemlerin ise ağırlığını artırdığını gösteriyor.”
IMF “YÜZDE 28.6” DEDİ
Öte taraftan analizlerde, jeopolitik şokun iktisat üstündeki etkisine de hususi bir başlık açılıyor. Orta Doğu’da savaşın peşinden petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanmış olan yükseliş, Türkiye benzer biçimde enerji ithalatçısı ülkeler için aynı anda birden fazla baskı hattı oluşturuyor. IMF’nin bu hafta yayımladığı değerlendirmelerde de bu tabloya açık halde dikkat çekildi. Kurum, cenk kaynaklı enerji şokunun büyümeyi aşağı yönlü baskıladığını, enflasyonu ise yukarı ittiğini vurgularken, geniş tabanlı akaryakıt sübvansiyonlarının kamu maliyesi üstünde ek yük oluşturabileceği uyarısında bulunmuş oldu. Kurum, Türkiye’nin 2026 gelişme tahminini yüzde 4,2’den yüzde 3,4’e düşürürken, averaj enflasyon beklentisini yüzde 28,6 olarak korudu.
Enerji maliyetlerindeki artış yalnızca enflasyonu yukarı çekmekle kalmıyor; cari açık ve bütçe dengesi üstünde de ilave yük yaratıyor.
POTİFTEN DURAĞANA
Piyasaların son tepkisi ise ekonomideki kırılganlığın düşünüldüğünden daha derin bulunduğunu gösterdi. Fitch’in Türkiye’nin kredi görünümünü “pozitif”ten “durağan”a çekmesi, internasyonal yatırımcının artık yalnızca faiz politikasına değil; rezervlerin gücüne, enerji fiyatlarına ve jeopolitik risklerin seyrine odaklandığını ortaya koydu. Öteki yanda savaşın etkili olduğu dört haftada Türkiye’nin mahalli borçlanma piyasasından ortalama 6 milyar dolarlık çıkış yaşanırken, yabancıların devlet iç borçlanma senetlerindeki oranı da yüzde 10’dan yüzde 7’ye geriledi.
[email protected]
Kaynak: Web Hususi
