Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Fuar Merkezi’nde “17. Internasyonal Müdafa Sanayii Fuarı”nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Bu yılki organizasyonda 99 ülke ve internasyonal kuruluştan 219 heyeti temsilen 937 kurul üyesini konuk etmenin bahtiyarlığını yaşıyoruz.
1000’e yakın yerli ve 400’ün üstünde yabancı şirket, kara, hava, deniz, uzay ve siber güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünleri altı gün süresince burada sergileme imkanı bulacak. Pazar gününe kadar 120 bini aşkın ustalaşmış ziyaretçinin fuara iştirakı umut ediliyor. Bu kıymetli buluşmayı salt ticari bir etkinlik, müdafa sanayii alanındaki ürünlerin tanıtım ve satışının yapıldığı internasyonal çapta bir pazar olarak görmediğimizi bilhassa bilmenizi rica ediyorum.
Hep söylediğim benzer biçimde, sorun alışveriş yapmak değildir. Aslolan sorun, kazan-kazan temelinde uzun vadeli ortaklıklar tesis edebilmektir. Sorun, ticaretle beraber kalıcı iş birlikleri geliştirebilmektir. Türkiye olarak biz buna hazırız ve oldukca yönlü iş birliklerine açığız. IDEF 2025’te ürün ve ekipmanlarıyla yer edinen firmalarımızın tamamına başarılar diliyor, konuk heyetlerimizin her birine şükranlarımı iletiyorum. Müdafa alanı başta olmak suretiyle İDEF 2025’in sektör ve firmalarımız arasındaki ilişkilere mühim katkılar yapmasını, yeni iş birliklerine kapı aralamasını, dostluk ve kardeşliğimizi güçlendirmesini temenni ediyorum.
“GÜÇLÜNÜN HAKLI OLDUĞU BİR ANLAYIŞ TARZI HIZLA KANIKSANIYOR”
Ilk olarak şu hususu altını çizerek ifade etmek isterim. Güç dengelerinin tekrardan belirlendiği, küresel ağırlık merkezlerinin yer değiştirdiği, internasyonal rekabetin giderek kızıştığı bir süreçten geçiyoruz. Siz değerli ziyaretçilerimizin de takip etmiş olduğu suretiyle, her gün yeni bir krize uyanıyoruz. Yarın nasıl biteceğini kimse bilmiyor, kimse tahmin edemiyor. İkinci Cihan Harbi sonrası kurulan, kaide temelli internasyonal sistemin yerini, kimin gücü kime yeterse diyeceğimiz yeni bir seviye alıyor. Haklının kuvvetli olduğu değil, güçlünün haklı olduğu bir anlayış seçimi hızla kanıksanıyor. Haklının hakkını arayacağı internasyonal mekanizmalar ise kendilerinden beklenen görevi icra edemiyor.
“GAZZE’DE BİR DERİ BİR KEMİK KALMIŞ ÇOCUKLARİN DERDİ, BİZİM DERDİMİZDİR”
Türkiye; gerek coğrafi konumu, gerekse zamanı, beşeri, kültürel bağları itibariyle bu yeni statükonun etkilerini en oldukca hisseden ülkelerden biridir. Gazze’de 22 aydır katmerlenerek devam eden soykırımın, İsrail’in coğrafyamızı istikrarsızlaştırmaya dönük saldırılarının, Rusya ile Ukrayna içinde 3,5 yılı geride bırakan savaşın, Cenup Asya’dan Şimal Afrika’ya, Balkanlar’dan Cenup Kafkasya’ya kadar geniş bir bölgede nükseden sıcak gerilimlerin tamamını, bir halde bizi ilgilendirmekte, önlem almamızı, müdahil olmamızı gerektirmektedir.
Etrafımız ateş çemberiyle kuşatılmış derken, bunu hamaset olsun diye söylemiyoruz. Aksine, her gün yaşadığımız bir gerçeği ifade ediyoruz. Şunu bir kez açık ve net söylemek isterim: Gazze’de insani yardım malzemesi girişine izin verilmediği için açlıktan bir deri bir kemik kalmış evlatların derdi, bizim derdimizdir. 13,5 senelik zulmün arkasından 8 Aralık devrimiyle umutların tekrardan yeşerdiği Suriye’ye yönelik saldırılar bizim sorunumuzdur. Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atan sıcak çatışmalar aynı şekilde bizim için büyük bir kaygı deposudur. Libya’dan Sudan’a, Pakistan’dan Afganistan’a, nerede bir sorun, çatışma, istikrarsızlık var ise, tamamı ülkemiz için dikkatle takip edilmesi ihtiyaç duyulan duyarlı konulardır.
“BÖLGEMİZDE HUZUR, BARIŞ, DAYANIŞMA İSTİYORUZ”
Şimdi bakınız kıymetli dostlar. Türk dış politikası; sulh, hakkaniyet, internasyonal hukuk, egemenliğe saygı, hakkaniyet ve dayanışma ilkeleri üstüne kuruludur. Nüfuz ardında değiliz. Tahakküm ardında değiliz. Asla kimsenin iç işlerine karışmak niyetinde asla ve asla değiliz. Tüm kalbimizle bölgemizde rahatlık, sulh, dayanışma istiyoruz. Elbet bunu isterken gereklerini de yerine getirmekten çekinmiyoruz. Nerede bir haksızlık, adaletsizlik ve zulüm görsek, sesimizi de tepkimizi de belli bir üslup içinde açıkça ortaya koyuyoruz. Bu anlayışla İsrail’in Gazze halkına yönelik Nazileri fersah fersah aşan soykırımını tüm insanlığın gündeminde tutmaya devam ediyoruz.
İnsani yardımlarımızla beraber Gazze’deki vahşeti sona erdirmeye dönük diplomatik temaslarımızı da artırmış durumdayız. Gayemiz, bir an ilkin ateşkesin tesis edilmesidir. Gazze’ye insani yardımların girişine izin verilmesi bir başka önceliğimizdir.
Maalesef, Kızılhaç’ın bile girişine izin verilmediği hakikaten korkulu bir durum söz mevzusudur. Daha ilkin de söyledim. Netanyahu ve kırım şebekesi, barbarlıkta Hitler’i çoktan geride bıraktı. Avrupa’daki Holokost sürecinde dahi Gazze’deki kadar insanlık dışı görüntüler ortaya çıkmadı.
“GELİN, BU CANİLİĞE HEP BİRLİKTE TEPKI VERELİM”
Her gün onlarca masumun bir lokma ekmek, bir yudum su bulamadığı için can verdiği bir acımasızlığı, zerre kadar insanlık onuru taşıyan asla kimse kabul edemez. Buna sessiz kalamaz. Bu cinnet haline rıza gösteremez. Her kim Gazze’deki soykırıma sessiz kalıyorsa, İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ortak oluyor anlamına gelir.
Gazze’de insanlık ölürken, bebekler, çocuklar ölürken, insanoğlu bir çuval un alabilmek için ölürken hiçbirimiz buna sessiz kalamayız ve kalmayacağız masum bebeklerin kopmuş kafalarını, o evlatların kopmuş ellerini, bacaklarını, affedersiniz köpeklerin açlıktan yemeye başladığı gömülmemiş cesetleri, o açlığı, o feryadı, annelerin yüreklerimizi yakan o çığlıklarını hiçbirimiz unutamayız, hiçbirimiz unutmayacağız.
Açlıktan kitlesel ölümlerin başladığı bu kara günlerde tüm internasyonal toplumu insanlık cephesinde birleşmeye çağrı ediyorum. Gelin, bu caniliğe hep beraber tepki verelim. Gelin, bu zulme, bu vahşete artık yeter diyelim. Gelin, gözünü iktidar hırsı bürümüş bir avuç insanlık düşmanının, insanlığın adını daha çok lekelemesine müsaade etmeyelim. Öteki türlü bu kan lekesi bir tek Netanyahu’nun ve katliam şebekesinin eline değil, Gazze’deki soykırıma susan, tepkisiz kalan her insanın eline, alnına eğer kaldıysa vicdanına bulaşacaktır.
“CAYDIRICILIĞINI EN ÜST DÜZEYDE TUTMAK ZORUNDASIN”
Türkiye olarak en başından beri adil ve sürdürülebilir bir dünya nizamı için dostlarımızla beraber her platformda çaba sarf ediyoruz. Küresel sulh ve güvenliğin tesisi için her türlü adımı atarken, daha çok trajedinin yaşanmaması için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Bu süreçte şu ilkeyi kendimize rehber edindik: “Bin akçalık barış, bin akçalık nizadan iyidir.” Evet, sulh diplomasisi adına ne yapıyorsak, bu hikmetli sözün ışığında yapıyoruz. Gene bu süreçte, hiçbir süre unutmadığımız bir başka prensibimiz şudur: “Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salah.” Şu demek oluyor ki, eğer sulh, rahatlık, güvenlik, dirlik ve refah istiyorsan, caydırıcılığını en üst düzeyde tutmak zorundasın.
Eğer kendi vatanında onurunla, şerefinle, başın dik, alnın ak yaşamak istiyorsan, müdafa kabiliyetlerini güçlendirmek mecburiyetindesin. Şüphesiz, bunun yolu da yerli ve ulusal müdafa sanayiinden geçiyor. Türkiye, yakın tarihinde müdafa alanında ciddi sınamalarla karşılaşmış bir ülkedir. Dışa bağımlı olmanın neticelerini pek oldukca kez deneyim ettik. 1960’lı yıllarda Kıbrıs hadiselerinde ve 1990’lı yıllarda terörle mücadelede, maalesef dost ve bağlaşık bu ülkelerden kafi desteği alamadık.
“KÖTÜ KOMŞU ADAMI MAL SAHİBİ YAPARMIŞ”
Kıbrıs Türk’ünün hak ve hukukunu korumak amacıyla gerçekleştirdiğimiz 1974 Sulh Harekatı sonrasında ambargolar adeta zirveye çıktı. Bakım için gönderdiğimiz uçaklar alıkonuldu. Hatta bunun için ülkemize hangarda gizleme borcu çıkartıldı. Telsiz benzer biçimde en temel kontakt araçları dahi bir süre ülkemize verilmedi. Esad rejimiyle yaşadığımız gerilimde gene aynı ahde vefasızlığı gördük. Hava müdafa kapasitemizi güçlendirme arayışlarımızda, karşımızda hep kapı duvar bulduk. Öyleki ki, hava sahamızın devamlı ihlal edilmiş olduğu günlerde, yangından mal kaçırırcasına hava müdafa sistemleri ülkemizden sökülüp götürüldü. Libya’dan Karabağ’daki işgalin sonlandırılmasına kadar pek oldukca yerde benzer uygulamalar devam ettirildi.
Atalarımızın bir sözü var: “Fena komşu adamı mal sahibi yaparmış.” Bizi de dost ve müttefiklerimiz müdafa sanayiinde mal sahibi yapmış oldu. Her engelleme, her baskı, her haksızlık, bizlere yeni bir kapı araladı. Ikimiz de tüm gücümüzü kullanarak bu kapılardan içeri girmeyi başardık. Dün ambargolara, çifte standartlara ve diplomatik baskılara maruz kalan Türkiye, bugün müdafa sanayii ürünleriyle dünya piyasalarına mührünü vuran bir konuma ulaştı. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz dedik ve öz kaynaklarımızı harekete geçirerek bu alanda kısa sürede ciddi mesafe kat ettik.
“SAVUNMA SANAYİMİZİN YERLİLİK ORANI BUGÜN YÜZDE 80’LERİN ÜZERİNE ÇIKTI”
Kıymetli misafirler, bu arka plan temelinde, bir taraftan insani ve proaktif bir dış siyaset izlerken, öteki taraftan müdafa ve güvenlik yatırımlarımıza hız verdik. Tasarımdan seri üretime, AR-GE çalışmalarından ve inovasyon sürecine, Türk müdafa sanayiine çağ atlattık. Bir dönem temel sıkıntımız olan dışa bağımlılığımızı ciddi seviyede atlattık.
Göreve geldiğimizde yüzde 20 seviyesinde olan müdafa sanayimizin yerlilik oranı bugün yüzde 80’lerin üstüne çıktı. Sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamız 100 bin kişilik nitelikli personel ekibiyle çalışmalarını başarıya ulaşmış bir halde sürdürüyor. Türk müdafa sanayii bugün 1380’in üstünde proje sayısıyla, 20 milyar doları aşan cirosuyla, geniş ürün yelpazesiyle adeta destan yazıyor. Güvenlik birimlerimizin neredeyse tüm gereksinimlerini kendi kaynaklarımızla en etkin şekilde karşılıyoruz. Yerli ürünlerimiz, güvenlik güçlerimizin terörle savaşım operasyonlarında, yurt içi ve yurt dışındaki harekatlarımızda etkin rol oynuyor.
İHA ve SİHA teknolojisinde dünyanın önde gelen üç ülkesinden biriyiz. Geçen yıl dünyada satılan her 100 İHA’dan 65’ini Türk firmaları tedarik etti. Bilhassa SİHA’larımızın oyun değiştiren konsepti, küresel ölçekte büyük yankı uyandırıyor. Geleneksel taktik ve stratejileri dönüştürüyor. Aynı şekilde dünyada kendi harp gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biri şu anda Türkiye’dir. Ana yüklenicilerimiz, alt yüklenicilerimiz, KOBİ’lerimiz, araştırma kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz, geliştirdikleri emsalsiz ürünlerle ihracat hanemizi yeni yıldızlarla süslüyor.
“TÜRKİYE BUGÜN DÜNYADAKİ EN BÜYÜK 11. SAVUNMA İHRACATÇISI DURUMUNA GELMİŞTİR”
Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye bugün dünyadaki en büyük 11. müdafa ihracatçısı durumuna gelmiştir. İnsansız hava araçlarımız, ulusal vapur projelerimiz, elektronik sistemlerimiz, kara araçlarımız, tabanca ve cephanelerimiz gıptayla takip ve talep ediliyor. Müdafa endüstri şirketlerimiz geçtiğimiz yıl tam 180 değişik ülkeye ürün ihraç ederek ciddi bir başarıya imza attı. Şu sayı da dikkat çekicidir: 2024 senesinde müdafa ve havacılık alanındaki ihracatımız, NATO ve hizmet ihracatları da dahil olmak suretiyle yüzde 29’luk artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaşarak yeni bir üstün dereceli kırmıştır. Böylece 2024 hedefimiz olan 6,5 milyar doların yüzde 11 üstüne çıktık. 2025 Haziran ayı ihracatımız, bundan önceki yıla oranla yüzde 10,4 artarak 623 milyon dolara ulaştı.
“REKABET GÜCÜMÜZÜ İNŞALLAH DAHA DA ARTIRACAĞIZ”
Son 12 aydaki ihracatımız ise, geçtiğimiz yıla nazaran yüzde 23,1 düzeyinde artışla 7,5 milyar dolar seviyesini görmüş oldu. Lazer ve elektromanyetik tabanca sistemleri, otonom sistemler, siber güvenlik, kuantum teknolojisi ve suni zeka benzer biçimde alanlarda izleyeceğimiz doğru stratejilerle yakın gelecekte rekabet gücümüzü inşallah daha da artıracağız. Şunu da belirtmekte yarar görüyorum. Ülke olarak en mühim avantajlarımızdan biri de nitelikli ve dinamik insan gücümüzdür. Müdafa endüstri başta olmak suretiyle her alanda teknolojik atılımımızı oldukca daha ilerilere taşıyacak yetişmiş insan gücüne sahibiz. Bilhassa bunu daha da geliştirmekte kararlıyız. Bu vesileyle Müdafa Sanayii Başkanlığımız başta olmak suretiyle tüm bu başarılarda hisse sahibi olan tüm kurum ve kuruluşlarımızı, firmalarımızı, emek veren her bir kardeşimi bir kez daha canı gönülden kutlama ediyorum. Türk müdafa sektörüyle gurur duyuyoruz. İnşallah gelecekte oldukca daha iyi seviyelerde olacağımıza yürekten inanıyoruz.
“BÜYÜK VE GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
“Küresel güç Türkiye” vizyonu ile müdafa sanayiinde tam bağımsız Türkiye yolunda kesin adımlarla ilerliyoruz. Müdafa sanayiinde ulusal yetkinlik hamlesi adını verdiğimiz büyük bir dönüşüm başlattık. Onay ve emirini bizzat verdiğim ulusal yetkinlik hamlesiyle müdafa endüstri ekosistemi içinde dizgesel bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızla, müdafa ve güvenlik yatırımlarımızla dosta itimat, düşmana korku veren oldukca daha büyük ve kuvvetli bir Türkiye’yi inşa etmek için savaşım edeceğiz.
Beraber çalışacağız, beraber üreteceğiz, geleceğe beraber yürüyeceğiz. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum. Bu düşüncelerle 17. Internasyonal Müdafa Sanayii Fuarı’mızın ülkelerimiz, sektörlerimiz, firmalarımız için hayırlar getirmesini arzuluyorum. Fuara teşrif eden tüm dostlarımıza, tüm kardeşlerimize yeniden teşekkür ediyorum. Fuar kapsamında atılacak imzaların, yeni antak kalma ve iş birliklerinin aramızdaki ilişkilere somut katkılar yapmasını temenni ediyorum. Ulusal Müdafa Bakanlığımıza, Müdafa Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfımıza ve fuara katkı veren her bir kardeşime, her bir şirketimize yeniden teşekkür ediyor, sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Tanrı’a emanet olun.
