Bu yılki Booker Ödülü’nün finalistleri, jürinin 13 yazardan oluşan uzun listesini, prestijli edebiyat ödülü için yarışacak altı yazara indirmesinin arkasından açıklandı.
2025 Booker Ödülü için kısa sıralama Londra’da düzenlenen bir etkinlikle açıklandı. İngilizce yazılmış ve Ekim 2024 ile Eylül 2025 içinde yayımlanmış 153 kitabından seçilen 13 kitaplık uzun listeden 6 yapıt finale kaldı.
Kısa listeye giren yazarların her birine 2.500 sterlin ve kitaplarının hususi ciltli baskısı verilecek. Kazanan yazar ise 50.000 sterlin ödülün sahibi olacak. 2025 Booker Ödülü’nün kazananı, 10 Kasım’da Londra’daki Old Billingsgate’de, BBC Radio 4’ün Front Row programında TSİ 21:30’da yayınlanacak olan törenle açıklanacak . (Birleşik Krallık, 26 Ekim’de British Summer Time’dan (BST) ayrılmış olacak.)
2025 Booker Ödülü’nün jürisi, 1993’te ödülü kazanmış yazar Roddy Doyle başkanlığında toplanacak. Seçici kurulda yazarlar Ayòbámi Adébáyò ve Kiley Reid, eleştirmen Chris Power ve oyuncu-yapımcı-yayıncı Sarah Jessica Parker yer ediniyor.
BOOKER ÖDÜLÜ KISA LİSTE KİTAPLARI
Ben Markovits, The Rest of Our Lives adlı eserinde bir baba ile kızının yolculuğunu merkeze alıyor. Roman, bu kişisel yolculuğu ABD çapında bir keşfe dönüştürerek aile bağlarını ve bireysel arayışları ön plana çıkarıyor.
David Szalay, Flesh ile Macaristan’dan Irak’a uzanan bir yaşam hikâyesi konu alıyor. Roman, karakterinin değişik meslekler ve deneyimler üstünden geçirdiği dönüşümü aktarırken çağıl Britanya’ya da dikkat çekici bir perspektif sunuyor.
Kiran Desai, The Loneliness of Sonia and Sunny’de toplumsal gerçekçilik ile esrarengiz gerçekçiliği bir araya getiriyor. İki karakterin aşk hikâyesi üstünden değişik edebiyat geleneklerini harmanlayan yapıt, emsalsiz ve katmanlı bir anlatı ortaya koyuyor.
Andrew Miller, The Land in Winter’da 1962’nin sert kışında kırsal İngiltere’de geçen bir hikâye kurguluyor. Karakterlerin arzuları, hayal kırıklıkları ve içinde bulundukları sıkışmışlık duygusu, devrin atmosferiyle beraber işleniyor.
Susan Choi, Flashlight ile II. Dünya Savaşı sonrası Japonya’dan başlayarak günümüze uzanan bir aile hikâyesi sunuyor. Yapıt, tarihsel olayların gölgesinde şekillenen bireysel yaşamları ve aile içi ilişkileri derinlemesine ele alıyor.
Katie Kitamura, Audition’da sanatın sınırlarını sorgulayan bir kurgu ortaya koyuyor. Anne-çocuk ilişkisi çevresinde örülen hikâye, gerilimli atmosferiyle hem aile bağlarını hem de sanatın imkânlarını münakaşaya açıyor.
